Fener’in Ayak Sesleri
“Avrupa... Avrupa... Duy Sesimizi... İşte bu Fener’in ayak sesleri” Tribünlerden yıllardır yükselen bu slogan ilk kez bu yıl tam anlamıyla yerini bulabildi. Avrupa Fenerbahçe’nin ayak seslerini gerçekten duydu. Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın nasıl bir cehennem olduğu bütün Avrupa’da konuşulmaya başlandı. Şampiyonlar Ligi’ne yükselebilmek için üçüncü turdan eleme maçlarına katılan Fenerbahçe, İstanbul’da 1-0, Belçika’da ise 0-2 ile iki maçı da zorlanmadan kazandı ve devler ligine adım attı.
Geçmişe oranla Avrupa’da çok büyük başarılara imza atan Fenerbahçe, her Avrupa maçı sonrasında yol yorgunu bir görüntü sergiledi. “Kadro zenginliği, rotasyon” gibi kavramların içinin de bomboş olduğu böylelikle görüldü. Anderlecht maçından zaferle dönen Fenerbahçe, İstanbul BB Spor’dan sonra, Süper Lig’e bu sezon yükselen Gençlerbirliği Oftaşspor karşısında da rotasyon uygulayıp 2 puan bıraktı. Bu iki takım karşısında bırakılan 5 puanı da sezon sonunda mumla aradı. Bütün sezon boyunca 4’lü savunmanın önünde Aurelio-Deniz-Selçuk-Maldonado isimlerinden 2’sinin tercih edilmesiyle oluşturulan çift ön liberolu sistemde, yüksek sayıda gol yenilmesi de son derece düşündürücüdür. Çift ön libero ve tek santrforda israr edilince Fenerbahçe işini kendi zorlaştırdı.
2005-2006 sezonunda Denizli’de yaşanan travmatik durumun da yönetime ve oyunculara etki etmediği aşikar. Fenerbahçe’nin sezon içerisinde işini kendi halletmediği zaman finişi görebilmesi mümkün olmuyor. Teknik kadronun sürekli aynı sistemde israr etmesi, devre arasında Maldonado dışında transfer yapılmayışı, 3 hedefte birden yüreyen Fenerbahçe’nin hiç bir hedefini tutturamamasına neden oldu.
Fenerbahçe Avrupa’da bu yıl tarihinin en iyi işlerini yaptı. Toplam 12 maç oynadı, sahasında hiç maç vermedi, Inter, CSKA, Sevilla gibi takımlara kök söktürdü, grubunda 11 puan toplamayı başararak üst tura yükseldi. Bir üst turda son iki yılın UEFA Kupası şampiyonunu eledi, ilk kez çeyrek final oynadı ve en önemlisi kasasını doldurdu. Tüm Avrupa'da korkulan bir şöhret yarattı. Bütün bunlar gurur verici tablolar. Ancak 100. yıllık geçmişi olan kulübün başarıları bu kadarla sınırlı kalırken, bir kaç yıl öncesine kadar Avrupa futbolunda esamisi bile okunmayan St. Petersburg takımı Zenith'in bu yıl UEFA Kupası şampiyonu olması da bir o kadar düşündürücü. Şampiyonlar Ligi’ne göre çok daha hafif rakiplerin yer aldığı bu kupayı bile müzesine götürememiş olması, hele ezeli rakibinin de bu kupaya sahip olmakla övünmesi, Fenerbahçe için gurur kırıcı bir durum… 2008-2009 sezonunda UEFA Kupası finalinin Şükrü Saraçoğlu’nda oynanacak olmasını da göz önünde bulundurarak, Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nden önce bu kupayı müzesine götürmesi gerekiyor.
Bu sezon şampiyonluğun uçup gitmesindeki en önemli puanlardan 5’i Bursaspor’a kaybedildi. Şampiyonlar Ligi’nin ilk maçında İtalyan şampiyon Inter karşısında yapılan muhteşem başlangıcın 4 gün sonrasında Bursa deplasmanına giden Fenerbahçe, kötü bir futbol neticesinde 2 puan bırakarak geri döndü. Son 15 sezonun en kötü başlangıcını yapan Fenerbahçe, Eylül ayının ortasında ligde 9. sıraya kadar gerilemişti.
Fenerbahçe’nin Avrupa serüveni bu yıl Nisan ayına kadar sürdü. Bütün önemli puan kayıplarını da bu maçların hemen ardından yaşadı. Burada önümüze iki seçenek çıkıyor. Kadronun sayısal ve niteliksel eksiklikleri. Kondisyon açısından yetersiz sporcuların daha çabuk sakatlandıkları ve aynı hafta içerisinde birden fazla maç çıkaramadıkları bilimsel gerçeğine dayanarak, Fenerbahçe’nin yeterince çalıştırılmadığına değinebiliriz. İngiltere Premier Ligi’ni 87 puanla birinci bitiren Manchester United ve 85 puanla ikinci sırada bitiren Chelsea Şampiyonlar Ligi’nin finalini oynayacak iki üst düzey takım. Kendi liglerinde Türkiye'ye göre 4 fazla maç oynuyorlar. Maç trafikleri çok yoğun. Buna karşın kadro derinlikleri ve fizik kondisyon üstünlükleriyle bu trafiğin üstesinden gelmeyi becerebiliyorlar. Büyük hedefler hayal eden Fenerbahçe yönetiminin bu modelleri inceleyerek gerekli düzenlemeleri yapmaları kaçınılmaz olarak görünüyor.
Bursa’ya kaybedilen 5 puan, şampiyonluk yarışının da kırılma noktasıdır. 6. haftada Bursa’da 1-1 biten ilk maçtan sonra, 23. haftada Şükrü Saraçoğlu’nda Bursaspor Fenerbahçe’nin 37 maçlık kendi sahasında kaybetmeme serisini de bitiriverdi. 3-2 biten Sevilla maçında Roberto Carlos'un sakatlanıp sezonu kapatması da bu kritik haftaya rastlar. Saha içerisinde takımı ikinci bir teknik direktör gibi yöneten Carlos’un gidişi gerileme devrinin başlangıcıdır. Sevilla maçında yorulan kadroyu dinlendirebilmek için rotasyon uygulayan Zico da, bu maçta harakiri yapar gibi tamamen yerli oyunculardan oluşan bir kadroyu sahaya sürünce çöküşü hızlandırdı. Bursaspor İstanbul'dan 2-0 galibiyetle dönerken, Fenerbahçe'de kriz başlamıştı. 24 ve 30. haftalarda çantada keklik görülen iki Ankara takımına bırakılan 2’şer puan da bu kötü gidişata tuz biber ekti.

Bu
Haber Toplam 2340 Defa Okunmuştur |