Süper Lig başladı. Süper Lig ile beraber eş zamanlı olarak Avrupa’da bir çok lig ikinci yarı için start aldı. Futboldan uzak kaldığımız günlerin acısını haftasonu TV başında fazlasıyla çıkardık.
Spor kanallarının artması futbolseverler için alternatifi bol bir futbol ekranını kullanma şansı doğurdu. Futbolun artık önemli bir sektör haline gelmesi, çekiciliğini her geçen gün arttırması bizim de buna izlenme oranlarını yükselterek verdiğimiz katkı, yayıncı kuruluşların fazlasıyla dikkatini çekmekle beraber yatırımların devam edeceğinin de göstergesi. Bundan kimsenin şikâyetçi olacağını sanmıyorum özellikle de futbolseverlerin.
Ancak, özlemle beklediğimiz ligimizde haftasonu oynanan karşılaşmalara baktığımızda sevinsek mi, üzülsek mi? Anlamak pek mümkün olmadı. Her zaman ligimizin düşük olan kalitesini tartışır dururuz. Bunun için çözümü olan herkesin, bir an önce ortaya çıkmasının zamanının geldiğini haftasonu ligimizde oynanan karşılaşmalara baktığımızda görmek hiç de zor değil. Tabii ki, maç aralarında İngiltere ve İspanya liglerini izlemiş olmamız da bu değerlendirmeyi yapmamızı kolaylaştırırken kanayan yaramızı iyileştirmek için çok yol kat etmemiz gerektiğini bize gösterdi.
Beşiktaş, Konya’da son dakikada kazandı. Ertuğrul Sağlam’ın ‘şampiyon olmak istiyorsak mutlaka kazanmalıyız‘dediği ama bunu elde etmek için 85’dakika hiç bir şey üretemediği karşılaşmada, kulübeye mahkûm ettiği oyunculardan Nobre’nin attığı golle 3 puanı almasını bildi. Nobre, maç öncesinde artık takımda forma şansı bulmasının zor olduğunu ama elinden geleni yapacağını söylemişti. Nobre’nin gerekçeleri kendince haklıydı. Bir teknik adam düşünün ki takımının en önemli gol silahlarından birini bu açıklamaları yapacak duruma getirsin. Görünen o ki Ertuğrul Hoca yaptığı yanlış tercihlerin ortaya çıkardığı kötü sonuçlardan ders almamaya ikinci yarıda devam edecek.
Fenerbahçe, İstanbul’da İstanbul B.Belediye karşısında bir sürprize imza atarak kaybetmekte olduğu karşılaşmada son dakikalarda attığı gollerle 1 puanı kurtardı. Fenerbahçe için bu maçtan çıkarılacak ders, yaklaşık 1 ay sonra oynanacak olan Şampiyonlar Ligi karşılaşması öncesinde ileri uç oyuncusu sorunun bir an önce çözülmesi gerektiğidir. Maçın teknik analizini yapmanın karşılaşma 2–2 olduktan sonra bir anlamı olmadığını söylemek istiyorum. Eli ayağına karışan futbolcuların takdir edilmekten daha çok eleştirilmesi gerektiğini, ancak Türkiye şartlarında buna alışık olduğumuz için konuyu kapatmanın en doğrusu olacağını yoksa acı da olsa B.Belediyeli oyuncuların 1 puan sevincine gölge düşüreceğimizi bunu da ne olursa olsun istemediğimi belirtmeliyim.
Sivasspor’un Trabzon karşısında, Galatasaray’ın Rize’de kazanması kimseyi şaşırtmamalı. Rize’nin ilk yarıdaki görüntüsü, şampiyonluk yarışındaki takımlara karşı ikinci yarıda bonkör davranacağının göstergesi gibiydi. Trabzon’da ise işler bir türlü düzelmiyor. Yanlışları yanlışlarla düzeltmeye çalışmak Trabzonsporu sadece sıradanlaştırır. Sıradan bir teknik adamla sıradan olmak da kaçınılmazdır. Sivasspor’un zirvede kararlı duruşu ne kadar devam edecek hep beraber göreceğiz.
Bana bu haftasonu en çok neden keyif aldın derseniz, hiç düşünmeden Manchester United’ın Newcastle’ı darmadağan ettiği karşılaşmadan, C.Ronaldo’nun oyunundan, Old Trafford’un çimlerinden ,tribünlerin oyunu yönlendiren temposundan, Ferguson’un teknik adamlığından büyük keyif aldım derim.
Bu soruya kendi ligimizden cevaplar verebilmek çok isterdim. Ama geldiğimiz nokta bizim futbolumuz içinde yaşanan olayların, tartışmaların, gelişmelerin kendi küçük dünyamızda yaşandığını, elde edilen sonuçların ülkemizde futbolun heyecanını ne kadar yükselttiğini sorgulamımıza sebep oluyorsa eğer, bizede daha fazla TV başında zaman geçirmek düşer.
İyi haftalar…
