2007 yaz mevsiminin başları...hava çok sıcak...henüz dünya bakkal müziği denen tarz ile sarsılmamış (hoş eylül ayına geldik titreme bile yok hala)... henüz Romeo’ya Romeo denen dönem... şimdiki gibi Romiyo denmiyor...Rekor sıcaklar geliyor diye anonslar yapılmaya başlanmış...Derken rekor sıcaklar ilk olarak Hülya Avşar’ın başına geçti geçmesiyle birlikte tüm yurdu etkisi altına aldı...Lerzan Mutlu, Gülben Ergen, Eylem Şenkal , Zeynep Yılmaz hepsi bu sıcak hava dalgasından etkilenip sıcaklatan fazlalıklardan ! kurtuldular...Hatta güneş o kadar yakıcıydı ki , porselen ciltli sıfır selülitli bayanların bacaklarını patates tarlası gibi gösteriyordu...Hep bu ışık oyunlarının daha doğrusu Doğa Ana’nın suçu yoksa dengesiz beslenme ve düzensiz hayatla zerre alakası yok...
Tam da o günlerde belediyeler bas bas bağırıyordu “Lütfen suları dikkatli harcayalım , bir ev yılda 140 ton su tasarrufu yapabilir” diye...ben artık evde tasarruf edeceğim diye damlalıkla duş alıp sokağa çıktığımda, aynı belediyenin su tankerleri ile yolları yıkadığını görünce (çiçek sulasa yine anlarım yol yıkamak nedir yahu?) bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyen atamızın elini öpmek geldi içimden. Sağlıklı bir Türk genci olarak dayanamayıp sordum bu perhiz olayını sulayan adama...az önce lahmacun yemiş ağızdan çok tarihi bir cevap geldi ...”vallah bu kuyu suyu babo...içilmiyor...”(önce ne dediğini anlamadım ayı bobo diyor gibi geldi alındım sonra toparladım)...yahu iyi de ben çeşme suyunu da içmiyorum ki zaten...dedim...adam tuhaf tuhaf baktı suratıma...bu duyguyu olaydan birkaç gün evvel canı sıkılmış bir iski çalışanının evimi arayıp “musluktan akan suyu içiyor musunuz?” sorusuna “hayır” cevabı verdiğimde beni “vay efendim o kadar alt yapı yaptık niye içmiyorsunuz” diye azarladığında da hissetmiştim...arkasından bir de ahiret sorgusuna çekti beni....ilk önce ”apartmanda depo var mı?” dedi...”var” dedim...”tesisat demir mi?” dedi...”yok plastik” dedim...”peki deponuz sular kesilince mi devreye giriyor?” dedi...”evet” dedim....”o zaman sular kesilmediği sürece musluktan içebilirsiniz çünkü depoda kalan su o kadar sağlıklı değil tavsiye etmiyoruz” dedi...”yahu iyide ben aşağıda hidroforun başında mı bekleyecem su içmek için? Aha çalıştı içmeyin sular kesik mi dicem” dedim... o da bana “o zaman suların kesilmemesi için dua edin” gibi konuyla tamamen alakasız bir cümle kurarak konuşmayı bitirdi ve suçu giderayak Doğa Ana’ya attı....bu olaylardan sonra fark ettim ki gerçekten Doğa Ana’nın suçu...evrim süreci işlerken biraz daha dikkat etseymiş! bu tür vakalar yaşanmayacakmış...bol sulu günler dilerim...