30. haftayı geride bırakırken ligimizde hem zirve hemde küme düşme hattında bulunan takımlar yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Aslında şimdi ortaya çıkan tablo herkes için şaşırtıcı iken benim için futbolun adaletinin tecellesinden başka bir şey değil.
Lige her sene şampiyonluk hedefiyle çıkan Beşiktaş’ın Fenerbahçe karşısındaki tükenişinin izleri bu hafta Gençlerbirliği Oftaş karşısında da devam etti. Esas irdelenmesi gereken Beşiktaş’ın bu karşılaşmayı nasıl kaybettiği değil, karşılaşma sonunda Ertuğrul Sağlam’ın soğukkanlı ve geleceğe yönelik açıklamaları olmalıydı. Beşiktaş’ın başında bulunduğu sürece takıma hiçbir şey veremeyen bir teknik adamın, kendisini başarılı göstermeye çalışması, hatta şimdiden oyuncu izlemesi, taraftardan sabır beklemesi, kanımca pişkinliğin sonu olarak algılandı.
Benim hatırladığım kadarıyla Beşiktaş’ın başında bu kadar sabır gösterilen ve garip bir şekilde destek gören bir teknik direktör hatırlamıyorum. Buna rağmen Ertuğrul Sağlam’ın yaptığı açıklamalar komik olduğu kadar düşündürü. Tıpkı Yıldırım Demirören’in 2010 yılında seçimlere tekrar gireceğini açıklaması gibi.
Sonuçta ligin bitmesine 4 hafta kalırken Beşiktaş’ın Avrupa Kupalarına bile katılıp katılamayacağının belli olmaması futbolun adaletinin geç gelen tecellisidir. Demirören yönetimi ve icraatları Beşiktaşı terk etmediği sürece, Beşiktaşlıların boynu bükük geçireceği günlerin sonu gelmeyecektir.
Süper ligde zirveyi paylaşan iki hatta üç takıma baktığımızda bulundukları yeri eğrisiyle doğrusuyla hak ettiklerini söyleyebiliriz. Fenerbahçe’nin geçen hafta hakem destekli Kayserispor galibiyetinin akabininde benzer bir şekilde son dakikalarda puan kaybetmesi futbolun adaletiyle özdeşleştirilebilir.
Şampiyonlar liginde çeyrek final oynayan, ligde oynadığı derbi karşılaşmalarını kazanan ama içindeki konsantrasyon sorununu çözemeyip puan kayıpları yaşayan bir takımın kendisinden daha zayıf rakipleri önünde lider olması da bana göre normaldir. Fenerbahçe’nin, Ali Sami Yen’den yenilmeden döndüğü takdirde ligi bugün oldukları yerde bitirmemeleri için bir neden yok.
Feldkamp’ın gönderilmesiyle az da olsa toparlanan ama geç alınan bu kararın cezasını sezon sonu şampiyonluğu ezeli rakibine kaptırarak çekme ihtimali bulunan Galatasaray’ın, bu sezon ki kayıplarını telafi etmesi için önünde kazanması gereken 4 maçtan başka yapabileceği bir şey yok gibi gözüküyor.
Kendi sahalarında oynayacakları Fenerbahçe maçını kazandıkları takdirde ligin zirvesinde yalnız kalacak Galatasaray’ın, bunun sonucunda şampiyonluk ipini göğüslemesine bizim hak ettiler dememiz yerinde olabilir diye düşünüyorum.
Sivasspor’un son 4 haftaya girilirken adının hala şampiyonluk adayları arasında gösterilmesi onlar için fazlasıyla gurur verici olmalı. Ligi Beşiktaş ve Trabzonspor’un önünde bitirmeyi fazlasıyla hak ettiklerini ve seneye ligimize farklı bir heyecan getireceklerine inanıyorum.
Sezon ortasında işini rayına bir türlü oturtamayan takımlardan Ç.Rizespor, Bursaspor, Vestel Manisaspor ve Kasımpaşaspor’un son haftalarda ki çabalarının diğer rakiplerine oranla yetersiz kaldığını ve bunun sonucunu değiştirmek için kalan maçlarını kayıpsız atlatmalarının gerektiğini söylemek için puan durumu ve fikstüre bakmak yeterli olacaktır sanırım.
Sonuçta 30 hafta sonunda gelinen noktada ligin zirvesinde olan 3 takımdan birinin Beşiktaş olmaması bile herkesin neyi hak ettiğini veya hak etmediğini görmemiz açısından yeterlidir. Kim şampiyon olursa olsun yada kimler küme düşerse düşsün futbolun adaletinin şimdi olduğu gibi lig sonunda da kendisini göstereceğinden eminim.
Tabii ki dış etkenler olmadığı sürece…
