PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Şairlerimiz ve şiirleri


Sayfa : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 [38] 39 40 41 42

neslee
06-02-2008, 13:52:04 PM
Bembeyaz örtüler içinde
siyah bir gölge gibiydin
sen uyudun ben izledim
nefes almaya bile korktum sesim kabusun olur diye.
beyazlar utandı siyahından
gece bitmemek için can verdi gidersin diye
arsız güneş mi kıydı bize
gün ağırdı
sen gittin...

neslee
07-02-2008, 03:21:02 AM
Keskin kokum dışıma çıkarıyor çirkin içimi
Birkaç alaca terbiyeden ibaret muhtevam
Küçük dünyamın büyük insanları
Koşturuyorlar cesetliğimin çıkmazında

Simsiyah deliklerimden taşıyor kendine yetememişlik
Bir ömrü bu ömre yetirememişlik
Morlar kovalamakta açık pembelerimi
Pislik yine aynı pislik
Mutlak olsa da soğuk suyun geleceği
Ah şu telaşlı bakışlar katılığıma
Kimse kimseye acıyarak temizleyemiyor kendini

Çürümüş kelimelerim ayrılmıyor etlerimden
Yerlere sıyrılıyor safraya bulanmış hakikatlerim
Kirim bedenimden çok,
Bedenim benden ağır.
Ekşimiş yüzlere kapatmışım gözlerimi
Dilsizce soğuyorum

YoZi
07-02-2008, 15:29:12 PM
içimdeki sen


seni düşündükce
zeytin ağaçları gelir aklıma
zakkuma bezenmiş yol kenarları
evlerde salınan mevsimsiz begonyalar
güneş geliyor aklıma
mavi gökyüzü, mavi deniz

bir meltem esiyor içimden
seni düşündükce
yeşile bürünmüş
toroslar kadar bahtiyar
beyaz bir balıkcı teknesi kadar
dalgalara tutkun

seni düşündükce
bir nehir akar içimden
kumsalda oynaşan çocuklar kadar şen
çıplak bir beden kadar suya tutkun
aç fedakar yüreğini
sana geliyorum...
kopup içinden mahzun bir karabulutun

zemheride çiçek açalım
doğsun gökkuşağımız, çözülmesin
her düşündüğümüzde birbirimizi
yaşlı bir balıkcı gülümsesin

Bağır !

Çağır beni !

sesin yüreğimde inlesin..

kabus_07
08-02-2008, 01:04:20 AM
Ayağımın Tozuyla

ayağımın tozuyla girdiğim mevsim yazdır
yumuşaktır
insana herşeyi yanlış anımsatır
çünkü bellek yanılmaya hazırdır
balkona koyduğumuz turşu
ekşirken ekşirken güneşi parlatır
ve insan batırır sedef kakmalı bir gemiyi
ki sahibi dünya güzeli bir kadındır
oysa denize bir mevsim yeter
sular geçer balıklar geçer
basık bir akşamüstü bir iskelede
herkes dostuna bir şeyler anlatır

büyük gölge verir büyük renkler
sevincin sonu yazdır
büyük sevincin
oysa başı sayılır
basıktır akşamüstüdür oymalıdır
suya dayanmaz
ama bana kalırsa dayanmalıdır

şimdi nedir ilk bakışta yitirilen
ey gözleri maden
ey ilk güneş saatinin çubuğu
de ki aşk pusudadır ve bir dükkânda
ölümsüzlüğün mührünü kazır

suyu avcuyla ölçen ilk budun
usumu kurcalıyor ne zamandır
ve başucumda bir koku
bir koku
beni durmadan ıslatır.

Turgut Uyar

kabus_07
08-02-2008, 02:49:28 AM
Keskin kokum dışıma çıkarıyor çirkin içimi
Birkaç alaca terbiyeden ibaret muhtevam
Küçük dünyamın büyük insanları
Koşturuyorlar cesetliğimin çıkmazında

Simsiyah deliklerimden taşıyor kendine yetememişlik
Bir ömrü bu ömre yetirememişlik
Morlar kovalamakta açık pembelerimi
Pislik yine aynı pislik
Mutlak olsa da soğuk suyun geleceği
Ah şu telaşlı bakışlar katılığıma
Kimse kimseye acıyarak temizleyemiyor kendini

Çürümüş kelimelerim ayrılmıyor etlerimden
Yerlere sıyrılıyor safraya bulanmış hakikatlerim
Kirim bedenimden çok,
Bedenim benden ağır.
Ekşimiş yüzlere kapatmışım gözlerimi
Dilsizce soğuyorum

süper:hands(36):
geçmiş, defter, şiir, kadeh, resim, an, gelecek... :'(

Hanedan
08-02-2008, 16:13:59 PM
Mutlu Olma Şansı


Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili,
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...

Yılmaz GÜNEY

YoZi
08-02-2008, 16:26:42 PM
İçimdeki denizin
Dinginliği...
İşte huzur bu olmalı;
Bir DAMLA aşk...
İsmin kulağımda
Mutluluk rapsodisi...
Tam da şu anda
Söylüyor rüzgâr,
Dinle bak…

neslee
10-02-2008, 03:43:43 AM
Kağıttan yalnızlıklarım var benim
Ellerinle güz arasında duran
Orospu ayrılıklarım var benim
Burkulup tane tane gelen kana
Acımayan katil gözlerim var
Islak ve tılsımlı bir geceyi
Yarıp geçen haykırışlar
Zehirle boyanmış ışıklı bir mavi
Ölüme dokunup kaçacağım bu gece
Koşacağım soluksuzca her yağmur yitişine
Düşlere uyanan zaman kuklalarıyla
Elele yürüyeceğiz şehrin meydanlarında
Ve n’olur sarıl bana
Üşüyen bir kız çocuğu
Ağlayan bir kadın var içimde


Güzle sancı arasında duran…

neslee
10-02-2008, 09:59:38 AM
bir yürek çarpar
yüreğimin içinde
gözlerinde bir yavru ceylan
ürkek.

ağzı yeni ayrılmış
ana sütünden
dudakları bir öpüşte
eriyecek.

kabus_07
10-02-2008, 23:49:54 PM
Hüzün Sevinç ve Çoşkunluk İçin


"öyle pek derin değil ölüm denilen ırmak
sezmeksizin geçivereceğiz öte yana"
bu kadar bile değil
sezmeksizin yaşanır bile arasıra
yalnız akşamın alacasında
bir sakız sardunyasının tozunda
bindenbire Gümüşhane’de
ya da Üsküdar’ın ortasında
yenilgiyle bitince kavga

sevinç çılgın bir taraktır saçlarımda
oradan oraya savurur parmaklarımı
caddeleri karışlarım ürkütmez
yarasını okşarım birinin
sevgilimin saçlarını da
ve uzakta bir kış gecesinde
bir mutlunun düşlerine girdiğimi anlarım
bindenbire Kars’ta
ya da Ordu’nun Perşembe’sinde
ürperten bir dalga
ıslatır hepimizi
ıslatır ne kelime

ey dirim
memelerin hep dursun ağzımda

Turgut Uyar

kabus_07
11-02-2008, 23:18:12 PM
GİTME

kıyısınden geçemezken
sensiz bir günün,
yokluğuna bulaşamam
boğazıma dek.

bu kent silinir coğrafyadan
gidersen

bu kentte yaşamanın
en güzel yanı sensin
gitme..

kabus_07
12-02-2008, 01:52:42 AM
Kömür gülü gözlerinin ateşi



Kış kar yorganını çekmiş üstüne

Çocuğunu emziriyor adı bahardır

Bahar

Doğduğu günden beri

Her canlıda biraz başlar ilk bahar

Ekimdeyim tutup bunu düşünüyorum

Ömrüm de ekim ondan mı

Kırılganlığım,

Yükten kaçışlığım yürek yükünden

Saat hassaslığım,kimsesizliğim

Kıl incesi görmelerim

bu ne dikkatse

Düşsel yolculuğum çocukluğuma

Bu yaşlanma korkusu mu

Yoksa dirim çabası mı genç bedenlerde

Dışımdan bakmaya başlıyorum hep hazanda

Kendime.

Boyuna hüzün emziriyorum yüreğime kış gibi

Sanki baharca duygu doğuracak

Oysa ölüm pusuda.

İlişki artıklarını yığıyorum önüme

Yer kaplamıyor boşlukta…

Çoban aldatan kuşu yüreğim

Hop oturup hop kalkmada

Sanır ki aklımı baştan çıkarmada

Duygu sürülerinin çobanı aklımı

Bir çay söylüyorum otlu taze demden

Kabataş’ta

Yüzün geliyor aklıma

Gökyüzüne bakıyorum istemsiz

Sonra cezve ilişiyor gözüme durup dururken

ocakta

Çayı seyredip şekersiz kahve yudumluyorum

Acı dilimi kesiyor

Ayılıyorum olmayacak düşten

Nedensiz aklıma geliyor

Her çay içmeye indiğimde yüzündeki cezven

Sahi ister miydim içmek yudum yudum yüzünden

yüzündeki cezveden

suyu gözlerinde dinlenen

demlenip inen.

Oysa ne gölgeni tanıyorum

ne ayaklarını gördüm izleriyle

ne kadar yer kapladığımı da gözbebeğinde.

Gözlerimiz camda birer silinti

ama önümde kendini

akşamın esmerliğine hazırlayan denizi tanıyorum

Gemilerin uzmanı oldum bakakalmaktan

hangi gemi kuru yüktür ne kadar doludur ,

hangisi gelin gibidir

neden otobüs olanları çirkindir

senden yana bütün bilgim

dalgınlaşacak kadar bir çirkinlikten

başlıyor olması güzelliğinin

öyle derin ürperten ama özel

her gözün seçmediği

aklıma geliyor şeve gözlerin

taşamıyor içime sızıyorum.

Diyelim bugün cuma,cumartesini göstermiyorsun

ekimdeyiz ya kasımın durumu yok sende

saatlerde de öylesin

hiçbir şeyin durumu yarını göstermiyor sende

estiği yönü bilmeyen

rüzgar oluyorum sersemce

ve hiçbir şeyin rengi olamıyorum gözlerinde.

Yanı başımda ayakta duran defneden bir yaprak

koparıp kokluyorum

bilmiyorum neden yaptığımı ama

yaşamının son anı avucumda oysa

ne bulacaksam kokusunda.

Gözlerim bir martının kanatlarıyla çizdiği Siluetteyken

Kirpiklerinin esrardan salınışını düşünüyorum Ne tuhaf

Sanki tuz beyazı ikisi de

kanatlar ve kapakları Gözlerinin

Ve denizle yaşıt olduğumuzu düşünüp

Ürperiyorum

Üşümemek için Denizden içime sürüklenen seni

düşünmüyorum

Düşünmenin düş kıyısına

Çekiyorum kendimi ki

Yangın yeri...







TUNAY BOZYİĞİT (SEYDUNA)

buket46
12-02-2008, 14:50:55 PM
GÖRÜ

Ne iyi olurdu, herkesin,
...Ben yalan söyleyebilirim,
Ama sana değil...
Bir, sen'i olsaydı..
Ne iyi.

Şimdi herkesin bir sen'i var,
Yalan söylediği.

Özdemir Asaf

buket46
12-02-2008, 14:53:01 PM
Ebe!

önüm yalan

arkam yalan

sağım yalan

solum yalan

gördüğümdür ebe

tam da yakaladım birini
el verdim baktım
KİM
heyhat ne acı ki
YALANCI!

sakin sessizlik tehlikeli
şeytan detaylarda kilitli

Şule Aydemir

neslee
12-02-2008, 21:45:00 PM
Herkes aşktan bahsediyor,
Aşk, bize ait olmayan, uzaktan seyrettiğimiz bir bahçedeki iki küçük çocuktu,
Caddeyi boydan boya geçerken cılız sokak lambasının aydınlattığı bir çift,
Denize sadece bakan, oltası olmayan adam,
Sönmüş yıldızlar gibi fısıldayan kapalı gözlerin…
Aşktan bahsetmek ve aşık olmak,
Ölümden bahsetmek ve ölü olmak gibi;
Bu zamanın içinde mi?
Aşk, ölüm, kiraz ağaçları ya da süper kahramanlar
Yoksa sadece sen ve ben ve bu beklenmeyen
Hatta istenmeyen sabahlar mı gerçek…

Ne fark eder
Sen gözlerini kapatıp uyudun
Işıklar birer birer söndü
Karşıdan karşıya geçtiler ve karanlıkta kayboldular yağmurun altında,
Balık,
Kirazlar,
Aşk, ölüm…
Kimse inanmadı bana…

kabus_07
15-02-2008, 01:34:46 AM
İMLÂSIZ


Ayağı kayan bir çocuk
Kadar şaşkınım, bilemedim
Düz yolda yürümenin imlâsını
Kanayan dizlerime bakıp da
Ağlamayı öğrenemediğim gibi

Sevgilisi değildim kadınlarımın
Bir papağan tüneğiydim belki
Ama birkaç sözcük öğrendiysem
Kadınlardan öğrendim, yine de
Bilemedim sevgilim diyebilmeyi
Büyülendim ama büyüyemedim
Aklım ermedi aynalara ve suya
Yüzümü gösterip kalbimi neden
Sakladıklarını öğrenemedim
Şaşkınım, cahilim ben bu dünyada


Ahmet Telli

kabus_07
15-02-2008, 02:23:35 AM
farklı bir şiir, kimilerine göre bunun yazılması pek hoş durmasada
ben samimiyetin, içtenliğin olduğu herşeye varım...


ARZ-I HAL


Ben de günahkâr kullarındanım Allahım...
Bir kulhuvallahi bilirim dualardan,
Bir de yarabbi şükür demeyi doyunca.
Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca,
Ama çekmediğim kalmadı sevdalardan.
Ben de günahkâr kullarındanım Allahım!...

Benim gibi kulun çok dünyada, allahım!...
Eğer bilmiyorsan işte,haberin olsun.
Ekmek derdi, aşk derdi unutturdu seni.
İnsan hatırlamıyor dün ne yediğini.
Zaten yediğimiz ne ki hatırda dursun.
Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!...

Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...
Meleklerin sana bunları söylemezler.
Artık, pek yarattığın gibi değil dünya
İnsanlar hem sabuna karıştı, hem suya:
Ne olursun, hoşuna gitmedi ise eğer,
Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...

Sana birşey soracağım, affet, Allahım!...
Baş vakit kızlar doluyor camilerine,
Beyaz yaşmaklı, beyaz tenli, masum kızlar...
Benim bir defa görüşte yüreğim sızlar;
Sen tutulmadın mı, içlerinden birine?
Sana birşey soracağım, affet, Allahım!...

İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!...
Kıt kanaat sere serpe yollar boyunca...
Sen, bizim için hâlâ o ezeli sırsın.
Sen de bizi bilmiş olsan, başkalaşırsın...
Herkesin kederi, gailesi boyunca.
İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!...

Turgut Uyar...

neslee
15-02-2008, 03:02:39 AM
Sana birşey soracağım, affet, Allahım!...
Baş vakit kızlar doluyor camilerine,
Beyaz yaşmaklı, beyaz tenli, masum kızlar...
Benim bir defa görüşte yüreğim sızlar;
Sen tutulmadın mı, içlerinden birine?
Sana birşey soracağım, affet, Allahım!...
töööbe töööbeee:)dier bölmleri fena deildi de burda bıras abartmş sankim:blush:
neyse yne de yazmısın beenmisin ...bn bu kıtayı atıp alırım:)

kabus_07
15-02-2008, 03:14:13 AM
töööbe töööbeee:)dier bölmleri fena deildi de burda bıras abartmş sankim:blush:
neyse yne de yazmısın beenmisin ...bn bu kıtayı atıp alırım:)

ikinci yenide birçok şairin vardır en azından böyle bir şiiri
bu konunun üstadı da Cemal Süreya dır
ben burda günümüz dilinde "sapıklık" die tabir edilen hiçbir unsur görmüyorum
çünkü onlar kadınların ruhlarına aşık insanlar
burnumu gelen tek koku aşk :)
yalnız bunu sana cevap olarak değil bu konudaki genel düşüncelerimi belirtmek amacıyla yazdım, yanlış anlaşılmasın :)

YoZi
15-02-2008, 12:35:53 PM
VE MONNA ROSA

Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara,
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...

Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
Ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
Günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
Sana ne olmuş Rosa, bir derde tutulmuşsun.
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...

Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
Her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
Rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
İçine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar.
Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
Gibi ölüm önünde öz benliğim yavaşlar.
Öyleyse şu şapkayı fırlatayım ırmağa.

Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
Ve kediler her gece sürünür yastıklara.
Denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
Satılmayan çiçekler, zehirli ve kapkara,
Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır.
Bir geyiğin gözleri düşer eriyen kara
Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır.

Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
Sana da Monna Rosa, taş bebeği bıraktık.
Ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
Senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi...
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!

Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim;
Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura.
Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim,
İtimat edeceğim şu belalı yağmura.
Ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim
Asılmış bir adamın iki eli yağmura.
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim.

Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
Ve bir şehir yaratmak, ruhundan Gülce diye.
Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
Katıvermek sessizce söylenen bir türküye.
Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya,
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni.

Sana tavuskuşunun içime girdiğini
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
İçime girdiğini, tüyünü yolduğunu
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
İçimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
Bana da bir çift ak kanat kaldığını
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.

Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara,
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...

SEZAİ KARAKOÇ..
ilk eklediğim şiir ile aynı değildir :)

YoZi
15-02-2008, 14:10:57 PM
MONA ROSA II-ÖLÜM VE ÇERÇEVELER

Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı;
Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
Bir hançer bölüyor, ah, rüyaları:
Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...

Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı;
Gece kar yağacak sabaha kadar.
Toprakta et, kemik çıtırtıları...
Yarı ölüleri bir korku tutar
Değince bir taşa kafatasları.
-Ölüler ki yalnız tırnakları var,
Ve yalnız burkulmuş diz kapakları...-

Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı;
Açıyor elini göğe bir kadın.
Uzuyor, uzuyor altın saçları
Uğrunda ölünen güzel kızların...

Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı;
Esmer delikanlı, hatıra ve kan.
Yeşil gözlü kızın hıçkırıkları
Sızıyor bir kapı aralığından;
Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı.

Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı;
Çocuklara açar mağaraları
Gün görmemiş kuşlar ve örümcekler.
İlân-ı aşk eden dil balıkları
Aşina suları çabuk terkeder..

Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı;
Bakıyor ateşe, küle böcekler.
Köpekler parçalar kanaryaları,
Mektupları bir boz ağaç kurdu yer.
Baykuşlar ötüyor harabelerde;
Yanıyor lâmbalar, hafif ve sarı.
Bir kaza kurşunu bulur her yerde
Süvarisiz şaha kalkan atları...
Bir ruhun ışığı vardır göklerde,
Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı;
Ötüyor baykuşlar harabelerde.

Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı;
Titriyor yıldırım düşmüş gibi yer.
Bekledi arzuyla karanlıkları
Anneler, babalar, erkek kardeşler.
Ta içinde duyar ani bir ağrı,
Bir hüzün şarkısı tutturur gider
Anneler, babalar, erkek kardeşler.

Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı;
Her yatak dopdolu, bir yatak bomboş.
Bir neşe şarkısı tutturur gider

Birinci, ikinci, üçüncü sarhoş;
Kurşunlar sıkılır göklere doğru,
Serçe yavruları yuvada titrer.
Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı...

Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı;
İnce yelkenleri alıyor yeller.
Titretir kalpleri ve bayrakları
Gemiden toprağa uzanan eller.
Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı,
Bir yosun köküne hasret kalacak
Gizli hazineler, su yılanları...

İnce yelkenleri alıyor yeller;
Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı.
Beyaz pelerinli hür tayfaları
Kendine bağlıyor siyah kediler;
Titriyor gönüller ve kara bayrak,
Bir yosun köküne hasret kalacak
Gemiden toprağa uzanan eller
Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı.

Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı,
Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
Bölüyor bir hançer, ah, rüyaları:
Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...

SEZAİ KARAKOÇ

YoZi
15-02-2008, 14:14:27 PM
DOĞUM

I.

Çiğ düştü göklerden
Ve bir bahar günü doğdun sen

Güvercinler geçti menekşelerden
Ve bir bahar günü doğdun sen

Kendi kendine ayna olan nergislerden
Leylakların gün doğuşu ürperişinden
Zambakların kıyı kıyı bakışından
Geldin sen
Ve rüzgarlar karları süpürdüğünde
Ve insanı çıldırtan kuş sesleri işitildiğinde
Birdenbire aydınlandı annenin yüzü
Ve bir bahar günü doğdun sen

İlkin horozların gözüne göründün
Dünyaya haber verdiler ötelerden
Baban yeni dönmüştü eve ıraklardan
Birden aydınlandı annenin yüzü
Ve bir bahar günü doğdun sen

Marta bakan biliyordu geleceğini
Nisana bakan görüyordu alaca renklerini
Kızıl ve yeşil seherini
Mayısa bakan buldu seni
Ve bir bahar günü doğdun sen

Sana Leyla dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda
Gerçek adın bir fısıltı gibi kaldı ağızlarda dudaklarda
Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da
Avunurum doğumundan gelen muştulu armağanlarla
Melekler gökten geldi armağanlarla
Ve bir bahar günü doğdun sen

Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen
Şimdi her baharda doğan çocuklarla
Sen en aşılmaz boya tenlerinde saçlarında
Sen görünür görünmez ufuklarda
Karlar erir erir kaçar kaçar da
Gökler yağmur biçiminde güler ağlar ağlar da
Güneş öğünerek yansır yansır da sularda
Gelirsin her baharda
Bir diriliş gibi ölü dünyaya
Ölüler gölgenden ateş ala ala
Ekilip biçilip yankı yapa yapa
Yaz sıcaklığından arta arta
Birer birer çıktılar gönlümüzün aynasına tarlasına
Ki bir bahar günü doğdun sen

Güller dönüştüler yatak çarşaflarına
Leylaklar yaklaştılar korka korka
Nergisler benliğimizin ortasından baka
Gelip fon oldular insanın
Bir kere daha
Sende yeniden yaratılışına
Bir bahar hali yaratışına

Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen


II.

Sonbahar benim ölümüm kırmızı kırmızı yanışım karaağaçlarda
Senin ak doğumunu daha çok ortaya koymak için
Toplayıp gelişim güzü bütün sarılarımla loşluklarımla
Çürüyen solan evrenin karşı koyuşu
Senin baharda doğusunun anısına

Ah o ne sıtmadır güneşteki sıtma baharda
Her an senin doğumun yaşamaktan gelen
Ve güzün güneşte bir kuruyuş bir dağılma
Benim ölümümden gelen haykırış ve ağlayışlarla
Bir ömür boyu oldum salt ölüm kemiği
Parlamak için senin doğumundan gelen fosforlarla
Eve girmekte geç kalan çocuklar görecektir geceleri
Aşk baharının sessiz direnişini
yanıp duran ışıklarda

Yaz güneşi biriktirdi biriktirdi
Sonbahar yapraklarda delirdi
Kış derin çizgileriyle devrildi
Bahar gül tanklarıyla çiçek çağlayanlarıyla belirdi
Ve bir bahar günü doğdun sen

SEZAİ KARAKOÇ

kabus_07
16-02-2008, 23:00:22 PM
Ayrılık Ayracı

bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
tam da susuşların birbirine eklendiği yerde
ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
ya da erteletiyorum biletimi son anda
uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık
üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü
birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını


Ahmet Telli

Funda BİLGİLİ
21-02-2008, 18:47:32 PM
ZAMANI KAYBEDEN KADIN

Zaman durdu
Keskin bir bıçağın
Sivri ucuyla kanatırcasına
Saplandı yitik etime,
Bir ceviz kabuğu
Nasıl sallanırsa
Deli bir denizin dalgalarında
Öyle savruldum
Zamanın olmadığı bir anda
Zamansız ayrılığına...

Durdu zaman
Artık ne umudun tatlı sağanağı
Islandığım,
Ne de ince sızısı ızdırabın...
Durdururken zamanı gidişinde
Duygularımı da dondurdun...

Kordon boyunda ürkek adımlarım
Sana çıkmıyor ki sokaklar...
Vapurda martılarla dertleşmiyorum
Köpüren dalgalarla dost
Tenimi yakan güneşle sırdaş
O l a m ı y o r u m...
Eksiğim ben
Zaman yok...

Ayrıksı bir çiçeğim artık
Rengi olmayan
Kokusu yabanıl
Yitirince zamanı
Tarlanın birinde unutuldum
Göz pınarlarımdan yapraklar dökülüyor
Bilmiyorum günde kaç tane
Zaman kayıp...

Şarap kadehlerinde kayboluyorum
Unutmuşum çok iyi bildiğim yüzmeyi
Boğuluyorum...
Elinin değdiği kadehi
Hatırlamaya çalışıyorum
Olmuyor...
Zamanla beraber
Dünler de kayıp...

Öpmelere doyamadığın
Dudaklarımı arıyorum aynalarda
Hoyratlığım dikiliyor karşıma
Kanatıyorum acı bir hazla...
Sana uzanmıyorsa
Damlayan kan olsun ucunda...
Kırmızıya bulanıyor acım
Kör bir karanlıkta
Gece miydi gündüz müydü
Bilmiyorum
Zamanı da götürdün sen yanında...

Kavgalardayım kendimle
Bir yabancıyı yargılar gibi
Suçlar yüklüyorum
İdam ağır geliyor
Müebbet diyorum cezama
Sonra
Zamansızlığım geliyor aklıma
O an dar geliyor bildiklerim,
Zamanın olmadığı bir ceza biçiyorum
Bu hırçın kadına
Geçmişsizliğe ve geleceksizliğe mahkum ediyorum
Usulca...

Funda BİLGİLİ

kamze
25-02-2008, 01:51:15 AM
ölümde hiç risk yok

ne zaman bir resme baksam;
orman koca bir yalnızlıktır
karanlık bir ı$ık gibi sızar a$klara


ne zaman sana baksam;
yakalanırım kalabalık evlerin
can sıkıcı tela$ına
gece hep tersten dü$er kasıklarıma


yanıldım! hiçbir $ey yok aramızda
tenha bir masadan ba$ka


kısa saçlı bir sürtüğün
tek ba$ına çiftle$mesidir zaman
bıçağın kendini bileylemesidir, hiçbir $eydir.


kırık bir aynayı ta$ıyoruz hep
beraber dalıyoruz sokaklara
kanayan yerlerimizi ovuyoruz
ayakta, kırmızı kapının tam ortasında


her insan kendinin katilidir aslında.

neslee
25-02-2008, 19:46:08 PM
ÇOK GEÇ



Israrına kandım diyemezsin, çok geç.

Bir anda inandım diyemezsin, çok geç!

Kor nerde ki? Bir baksana küller soğumuş...

Ateş gibi yandım diyemezsin, çok geç!

er68
01-03-2008, 09:29:26 AM
Şiirle Sınanmış Yürekten

bulvarda bir zambak uyanıyor
usulca küsüyor bir yaprak dalına
ağzının yarısı tütüne kesmiş bir işçinin adımları
kardeşimin gülkurusuna boyadığı kundura
sevdiğimin ağlatan mektupları ve adı
üzerimde bir emanet gibi duruyor.
şehir ve sara
hüzünle işliyor kandillerini yakarak çakşayan yerlerime
sancıyor artık.
terk-i diyar bir onbeşlinin alnacında durup
geçiyorum ilkyazın alıngan bir akşamı şark
ekspresinde, gözüm sonuna kadar ilikli
çizgili göynekte, bir düğme koparır gibi yakamdan
ben de çekip giderim diyorum anam babam olmasa
çekip giderim buralardan/sırtımda mührüm ve tasa
ama bulvarda bir zambak uyanıyor ve suratım
donuk ışıltılarla kargışlamadı beni
ne büyük uykulara yatmışlığım var,
ne büyük aşklara yol veren itirazım (daha bir şeyler... bir veda)
çünkü acılara eyvallahımı
daha gür duymaktadır
içimdeki o insan
şimdi kim yazabilir
kahvelere sıkışan gençliğimi
övünçle taşıdığım bir demet
mektuplarına karşılık veremediğim çocukları yani o yaralı
günlerimi.
bir iskelede bıraktığım resmin
haydarpaşa garında bir tutam saçı
mahsus unutmuş bir kızın yüreğine değmeden
geçirdiğim pazarları
kim yazabilir artık
maaşı bir balıkçı kazağına denk gelmeyen adamın
gücenik dudaklarını ve bir oğulun her zaman tutuklu
olarak sevebilme hünerini ve leyla sayarı gördüğünde
bir hoş olan inşaatçı mardinlinin
fazla üstelemeyen bu şehirde yalnızım der gibi duruşunu
kim yazabilir ödünçsüz ve usta.
ve sen elimdeki imkanı sulara çalan umutsevdiğimiz zambak gibi açan yüzü
beş vakit gövdeme konan kumrum
ruhsatım, geceleri kırgın şarkım
dinliyor musun?

Cafer Turaç

er68
03-03-2008, 00:52:57 AM
UYAN


Hadi uyan
Gün ışığı çilemeye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar tüneğine uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin

Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip olsan da uyan
Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için
Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
Hadi uyan
Denizi dinle yaşamak desin
Toprağı dinle barışmak desin
Göğü dinle sevişmek desin
Bir plak konmuş gramofona
İşte aşk, işte özlem, işte savaşmak gücü
Uyan diyor, uyansana

Hadi uyan
Sevdiğim uyan
N'olur uyan







Metin ELOĞLU

kabus_07
03-03-2008, 02:52:01 AM
benim şiirim:happy:

BARBAR ve ŞEHLA / 1

'hayyam, yalnızdın sevgilinin yanında
şimdi gitti, artık ona sığınabilirsin'

rivayetdi ve zaman sakin
bir su gibi hareleniyordu
senin için orman uğultuları
uzun kış geceleri getirdim
artık okunmayan masallardan

bildim ama bilemeyip düştüm
yollara ıslığımdaki gül kokusuyla
çünkü gül mağrur bir yalnızlık
yahut dalgın bir keder olarak
yakışırdı senin şehla sesine

'rivayetdi ne zaman sahi oldu
bildim bilemedim sahi nasıl soldu'

anka'nın beni bıraktığı yerde
barbarlara rastladım, en çok
seni andırıyordu incelikleri
seni ve senin şehla duruşunu
rüzgar doldurdular ceplerime

oysa ben yılanların deri değiştirdiği
bir çöl arıyordum kendi çölümde
gövdemin çağına ulaşmak'çin
matematik ve şiir çalışıyordum
tarihse barbarlık öncesi devirlerdi

'rivayetdi ne zaman sahi oldu
bildim bilemedim sahi nasıl soldu'

dağlarımda yangın ovalarımda
tûfan hikayeleri anlatılırken
masaldan masala, efsaneden
efsaneye sığınıyordum ve ben
sıfırı öğreniyordum aztekler'den

şiirse şehla sesine benziyordu
yani yalan yani kara bir zulüm
inceliğin barbar duruşu belki
vak'anüvis edasıyla geziniyor
yenildiğim tüm alanlarda şimdi

'rivayetdi ne zaman sahi oldu
bildim bilemedim sahi nasıl soldu'

bir kez daha uğradığımız
cinayet yerine benziyor
unutmak istediğimiz ne varsa
meğer ne çok biriktirmişim
unutmam gereken şeyleri

duruşunu, şehlas esini mesela
yatağımda kalan sıcaklığını
yastıkta başının bıraktığı çukuru
en çok da bir yolculuğa çıkarken
dönüp dönüp sarılışını

'zaman bir su gibi hareleniyor yine
rivayetdi ne zaman sahi oldu'


AHMET TELLİ

kabus_07
03-03-2008, 23:10:43 PM
BARBAR ve ŞEHLA / 2

uzun uzun susuyorsun bir gülü koklarken
yüzün büsbütün gülistan oluyor ve bitti
sandığımız yerde yeniden ürperen aşk
hangi hatıralarla kanadı hangisinde sustu
biz hangi şehirde güller taşıdık odamıza
hangisinde yaralarımızı saracak bir dost
bir yoldaş aradık ölürcesine, yoktular

zilsiyah hatıralar edinmişti
şehirler ve barbar
zamanlardı şehla sessizliğimizde

nice yıkımlardan kurtardığın şeydi susmak
adressiz yaşamalardan, mutsuzluklardan
umutlardan geri kalandı ve yakıştırdın
kendine, yüzünün biçimi buradan geliyor
iki şehir, iki darbe arasında
geçirdiğin yıllar
sana bir onur gibi susmayı ekledi ki güller
sessizliğin koynunda bulurlar renklerini

ayrılıkların bir rengi vardır, susuşların
bekleyişlerin, yalnızlıkların da öyle
şehrin görüntüsü unutmanın rengine benzer
istasyonlarsa özleme dönüktür nedense
ve bir köşesinde mutlaka taşra kokusu
kokunun rengi nasıl yayılır bilirsin
güllerden, fesleğenlerden ve acılardan

hiç konuşmayalım istersen susmak bir dil
bir hatırlamak olsun yitirdiğimiz ne varsa
hatırlamak deyince içimden bir rüzgar
ışıkları söndürülmüş kasabalar geçiyor
komşu bahçeden hoyratça kopardığım güller
kendimi pekos bill yerine koyduğum
günler düşüyor içime, kendime sığmıyorum

hatırlamak deyince annemin öldüğü gün
içimden bir mürekkep ırmağı akmıştı
se ve ateş, hava ve toprak ve her şey
cıvaya dönüşmütü orada, ikide bir
gülkurusu yolculuklara çıkışım bundandı
yön duygumu galiba o zaman yitirdim
hangi şehirde yoksan ben kayboluyorum orada

zarif hatıralar edinmiştik sokağımızdan
ve eğilip bakardı geçip giden bulutlar
sen mektubundan önce gelirdin, kuruyan
fesleğenler için yas tutardık yazsonları
devrim bir ihtimal olarak kaldı diyenlere
sessizce itiraz etmeyi öğrendik o günlerde
dokunsalar akasyalar gibi yaprak dökerdik

şimdi ürperten, onaran bir şey var,
sen bir gülü
uzun uzun koklayarak anlatıyorsun bunu
kalbimizse küllerin altında kalabilen iki köz
iki cehennem; imlası bozuk mektuplar gibiyiz
çünkü imla evlilikle biten aşklara benziyor
rüzgarını yitirmiş vadiye, bulutsuz
yağmursuz bir gökyüzü de diyebilirsin

uzun uzun susuyorsun bir gülü koklarken
hatırlamak böyle bir şey olmalı diyorum
unuttuğumuz ne varsa barbarlar sızıyor
bizse şehla bir isyan oluyoruz şehrin
zilsiyah hatıralarından sıyrılarak
sevmek böyle bir şey herhalde diyorum
sen uzun uzun koklarken bir gülü

ve yüzünün doğusu gül kokuyor çünkü doğu
gülistandı dağın ve destanın bize anlattığı


AHMET TELLİ

er68
04-03-2008, 21:26:15 PM
BİN YIL DAHA ÜLKESİZ


Nereye
O uysal saçlarınla nereye, hem sen nereye
Nereye ey gözleri gurbet
Sınadım kendimi bir başka biçimlerle
Her iklimde dondum, her aynada hiç
Yüzünü dön
Yüzünü dön
Can aynam paramparça...

Nereye
O atlarla nereye, hem sen nereye
Nereye hiç dönmeyecekmiş gibi böyle
Ardından kanım akıtır kendini gittiğin yere
Çeviremem önünü kırılmış ellerimle
Yüzünü dön
Yüzünü dön
Düğüm at damarıma...

Gidersen
Bin yıl daha ülkesiz bir çocuk kalır
Yıldızsız, pusulasız, mülteci, kanamalı
Gidersen fırtınada en ince söğüt dalı
O sabah kırılırım toprağıma düşemem
Yüzünü dön
Yüzünü dön
Gülümse baharıma...


Adnan SATICI

er68
04-03-2008, 21:28:17 PM
BİR ŞEY



soğur birden/her sabah alacasında
şakağının çillerinden öptüğüm şehir
bir sızı siner eklemlerine
ve akşam
yaslı bir bayrak gibi çekilir
hüznünün gönderine

bir sara nöbeti gelir gibi
titrer yüreğin
ovsan bilek damarlarını
kızgın bir mühür gibi
izi kalır ellerinin

bulutlar yürür içerlerine
gümbür gümbür gümbürder
yağmurlu camlara döner gözlerin
sonra birdenbire sessizlik
dinersin
kurumuş ırmaklara dönersin

bir şeydir o balta gibi gelir
keskin bir balta gibi
saplanır kırkıncı halkasına kadar
sallanır içindeki ağaç
ağır ağır devrilir






Aydın YALKUT

er68
04-03-2008, 21:31:44 PM
Orta Okuldan Ayrılmış Çocuklar İçin Şiir

Sivil ölümden konuşuyoruz dağılan neftilikler
arkadaşlar Makedonyalı kalın usta marangozlar
Kapaklanır bir adam daha kaçıncı, aktığımızı görünce
ters çevrilmiş kente karşı işte onun denizlerine
delikanlı kostaklarımızı çıkarmış ve ırmaktır

Erkek ölümden konuşuyoruz yeni ormanlardan
dahi "dikeni seven gülüne katlanır bir kadın"dan
Haramiler ki kırkın üstünde artık sayıları
bir küçük tabut tabakada gezdirirler ölüleri fakfon
burunları çekmek üzre, ince çağrışımlıdır

Ey orta ikiden ölerek ayrılan çocuklar! aslında başlayan
askerler tabiatta hâlâ tramvaydan Sirkeci'de mi inerler
süsüne kaçılmamış bir cenaze törenine gitmek için

Ece Ayhan |

NA ÇİNAR
04-03-2008, 21:46:35 PM
şiir kimine umut kimine ölüm olur.diyenlere söylüyorum :şiir insana haz verir.ne umut ne de ölüm verir.bir şair olarak şiir bu amaç ile okunmaz.şiir kelimelerle dans eder gibi , cümle ile söyleşi gibi, imla ile tartışma gibi,hepsinden önemlisi de öğrenmek gibi keyif ile okunmalıdır.Nafiz Aykut Çinar Ka38yserispor tg bşk

kabus_07
05-03-2008, 04:06:42 AM
şiir kimine umut kimine ölüm olur.diyenlere söylüyorum :şiir insana haz verir.ne umut ne de ölüm verir.bir şair olarak şiir bu amaç ile okunmaz.şiir kelimelerle dans eder gibi , cümle ile söyleşi gibi, imla ile tartışma gibi,hepsinden önemlisi de öğrenmek gibi keyif ile okunmalıdır.Nafiz Aykut Çinar Ka38yserispor tg bşk

kimse okuyucuyucunun ne anladığını tartışamaz
birisi bugün bi şiiri okur umut alır, yarın okur ölüm alır
kaldı ki şairi bile bunu neden böle anladın diyemez

şiir hayatta ki en özür, serbest şeydir
özürlük şiirdir ;)

er68
05-03-2008, 14:09:10 PM
KUM
Sen kum nedir bilmezsin
Deniz görmedin ki.
Yum gözlerini zamanı düşün,
Deniz bir gözünde
Kum bir gözündedir.
Sen taş nedir bilmezsin
Dağa çıkmadın ki.
Yürü ufuklara doğru,
Dağ bir ayağında
Taş bir ayağındadır.
Sen kül nedir bilmezsin
Ateş yakmadın ki,
Uzat ellerini gökyüzüne,
Ateş bir elinde
Kül bir elindedir.
Sen kan nedir bilmezsin
Ölmedin, öldürmedin ki.
Yat toprağa boylu boyunca,
Ölüm bir yanında
Kan bir yanındadır.
Sen aşk nedir bilmezsin
Beni sevmedin ki.
Ağla, ağlayabildiğin kadar,
Bütün güzellikler sende
Aşk bendedir.

Ümit Yaşar Oğuzcan

er68
05-03-2008, 14:12:40 PM
KUŞLARI KİM ÇALDI

gözlerimde daha demlenmeden yıldızlar
yetimliğimi asarım kirpiklerime her gece
yüreğim bir yavru kuş olur
ellerim ekinsiz bir tarla
unuturum yazdığım şiirleri
yakılan kitapların öpülesi külleridir savrulan
şehir yüzlü avuçlarımdan

doğumundan başka geleceğim yok
bilmiyorum adımı yaşımı
göçmen kuşlar çaldı uçurtmamı
nerdesin anne

bir kor gibi yanıyor yüreğim
çoğalıyor kuytu yerlerde sahte gülüşlü insanlar
silinmiş bir yazı oluyor dudaklarım
nerdesin anne
toprak yalanlıyor ölümü

kaç zamandır günaltında
seni ararım. bulamam
yetmeden yetim kalırım
camii avlusuna bırakılmış gibi
yorulup yıkılırım
düşüncelerimin yalnızlığından
deniz olmazsa nasıl yaşar martılar
nerdesin anne

adressiz mektuplar gibiyim
göçmen kuşlar mı çaldı seni anne
iyi ama kuşları kim...


Bayram BALCI

er68
05-03-2008, 14:14:06 PM
YALNIZLIĞIN EVİ


Gerçek adresim sanki
Bir yalnızlığın evi
Gömülmeden o sulara götür
Yeni bir ilkyaza beni

Kapısı numaralı odalarda
Kimliği kayıtlara geçmiş
Gözaltında bir sanık gibi
Ne çok geceler geçirdim
Bilsen uykusuz sensiz

Soğuk birer sığınakta üşürdüm
Ellerinin değmediği o evler
Giderdim kaçarcasına erkenden
Sarılıp beni öpemeden
Kanayan yeni yalnızlıklara






Bedrettin AYKIN

kamze
06-03-2008, 02:03:57 AM
affan dede'ye para saydım,
sattı bana çocukluğumu.
artık ne yaşım var ne adım;
bilmiyorum kim olduğumu.

hiçbir şey sorulmasın benden;
haberim yok olan bitenden.
bu bahar havası, bu bahçe;
uçurtmam bulutlardan yüce.

havuzda su şırıl şırıldır.
zıpzıplarım pırıl pırıldır.
ne güzel dönüyor çemberim;
hiç bitmese horoz şekerim!

kamze
06-03-2008, 18:09:53 PM
bir kuğunun boynuna dokunurken…

yol bir yere gitmez
içerde
düz saçlara uğrar
ayak üstü bir akşamüstü
her plansız ürperişin sonu
hüsran
ve `hüsran
çok sanat müziği bir kelimedir`

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yol yoluyla gidebilir yare
yoldan çıkabilir apansız
ve ömür bitebilir yoldan once
ama yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yaşamak
hızlı bir ölme biçimidir
düşünce ışıktan yavaşsa
erken gidilmelidir
gerdan sözcüğüne
bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
bir kasapta da
kalbin sızlamaz
bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
o bir beslenme biçimidir
ama korkarsın
kurdun sevdiği havadan
ayakkabı yaparsın yılandan

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
her garantiyi istersin hayattan
oysa ölümle yaşam arası
uzun malum ince bir yol
bir yere gitmez
o bir ölme biçimidir

iyi yolculuklar denmez bir gidene
yapılamaz çünkü
çok yolculuk bir seferde
yolcu denmez her gidene
herkes o yolun taraftarı olmayabilir
``hiç bir sürgün
gittiği yolu sevmez`` mesela

yol bir yere gitmez
o bir susma biçimidir
soğuk bir taşıtın uğultusunda

kabus_07
07-03-2008, 02:18:36 AM
Kovalamayın beni yatağa
Hiç uykum yok
Daha lafınıza karışacağım
Ortalığı dağıtacağım
Televizyonu kapatacağım
Ayçiçeği resmi yapacağım daha
Başparmağıma şiir okuyacağım
Islık çalacağım
Daha çok işim var
Gecenizi karartacağım
Kütahya vazonuzu kıracağım
Vakitsiz yatırmayın beni
Daha çok erken


Can Yücel

seval_09
07-03-2008, 22:58:07 PM
benimde 120 kadar şiirim var kendi yazdığım kitap haline getirsem mi diye düşünüyorum.

swedenborg
08-03-2008, 01:22:26 AM
benimde 120 kadar şiirim var kendi yazdığım kitap haline getirsem mi diye düşünüyorum.


kendi yazdığım kitap haline getirmek?
kitap el yazması mı olacak?
yoksa '...kendi yazdığım. Kitap haline...' mi demek istedin?

birinciben
08-03-2008, 22:41:50 PM
erhan çok üzerine gidiyosun bu üyelerin :) :)
belki bilgisayarla yazıp printerdan basıp kitap haline getiricek? :p

"Bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı
Ellerinde rüzgarın taşınmaz çamurları var
Köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarimdan
İnan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar
Gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras
Almaya gelsem soluğumda dalgin yosun kokusu
Biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz
Ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi terkedilmek korkusu

Hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
Kollari bağlı hüzün olsun dört yanım
Irağina vurma beni kirvem, ağlarim, delirirsin
Sonra derler haklıdır sevdasi
Geç olur ki artık onarmaz rakılar
Geç olur bir yaraya rakının dağılması

Sen şehre sırtını dönen uykusuz dağlı
Gemiler nerde (ki çogu hüviyetidir melankolinin)
Nerde aykırı mavzerler (onlara sığdıramazsın ki öfkelerini)
Barut esmeri tenine sevdalarımı sürdüğüm
Nasıl taşıdın bunca yıl delirmiş saçlarında o eski şark yelini
Biliyorum dokunsam parmaklarım kırılır
Dokunmasam eşkıya uykusuzluğu çetin silahlar gibi"

Murathan Mungan

er68
09-03-2008, 15:14:04 PM
ORDA BİR ÇOCUK... BURDA BEN


Bir ana gülümserken yorgun ve güzel
Yüreği müjdelerle tüy gibi hafiflerken,
Orda, bir çocuk doğar sımsıcak dünyamıza
Burda ben...

Dal nasıl, yaprak nasıl, ekin nasıl büyürse
Toprak nasıl uyanırsa bir incecik yağmurdan
Orda bir çocuk büyür yumak yumak bir nurdan,
Burda ben...

Koştuğu, atladığı, durduğu, uzandığı,
Düşüp kaldığı yerlerde gözbebeğim var.
Orda, toz-toprak içinde bir çocuk ağlar,
Burda ben...

Ne oyun oynamak ister, ne uyku ne su,
Ne elişi resimleri gönlünü alır.
Orda, bir uzak evde bir çocuk yetim kalır,
Burda ben...

Dokunsam, martı gibi uçup gidecek sanki,
Solgun yüzlü bir avuç kar.
Orda, bir gece yarısı, bir hasta çocuk sayıklar,
Burda ben...

Birden bire uyanır bir ana uykusundan,
Sapsarı bir korkuyla bakakalır nefessiz.
Orda, sabaha karşı bir çocuk ölür sessiz,
Burda ben...







Yavuz Bülent BÂKİLER

seval_09
09-03-2008, 22:44:22 PM
AYRILIK ŞİİRİ

Başka biri olacaksın istemesen de
Tenine başka bir ten dokunduğunda
Gövden buluştuğunda başka bir gövdeyle
Başka bir nefesle karıştğında nefesin

Başka biri olacaksın istemesen de
Gece uykunda ya da gün ortasında
İrkileceksin apansız bir duyguyla
Bir uçurum kıyısında sendelemiş gibi

Başka biri olacaksın istemesen de
Bakışlarımın izini taşıyan giysilerin
Tüketecek ömürlerini birer birer
Değişecek yeri bir dolabın,pencerede bir çiçeğin

Başka biri olacaksın istemesen de
Dudaklarında benden sonraki bir çizgi
Tanımadığım bir ton gülüşünde
Ve artık beni unutmaya başlayan gözlerin

Sonra,sonra başka birisin






bu şiire bayılıyorum yaaa

seval_09
09-03-2008, 22:46:19 PM
kendi yazdığım kitap haline getirmek?
kitap el yazması mı olacak?
yoksa '...kendi yazdığım. Kitap haline...' mi demek istedin?


kendime ait olarak yazdığım şiirleri kitap haline getittirmekten bahsediyorum.Matbacı bir arkadaşım 100 adet düzenleyip basacak

neslee
10-03-2008, 15:28:10 PM
KURD

Ora'dır kişinin kurdu
Bura'ya uzanıp durdu

birinin içine düşüp,
yüreğine dek yürüyüp
kendince birini vurdu.

Ora'da özlenen zaman,
Bura'da yaşanılandan
Belki de daha durgundu.

Ora'ya, ora/hep ora,
Düşürüp, yorgun, yollara,
Geldikçe o gidiyordu.

Ne kadar giden olduysa,
Bura'da bten olduysa,
Ora'da kurdunu buldu.

Ora'yla tedrgin olan
İçini yaşayamayan,
Bura'yı bulamayordu.

Ora'ydı kişinin kurdu,
Bura'da can alıyordu.

özdemir asaf

er68
10-03-2008, 23:15:43 PM
SU

1.

Taşlanan kadınlar yankır
Girdap duvarda ve sırları çözük aynalar
Bir aynanın civarda hayvan otlağındaki benzeri
Yüzler kuyuya inen gözü terkeder
Sıcaktır örfe yaklaşır
Kavalsız ve çılgınca döner kaderine bir kez daha bakar
Açlığa üşümeye kartalın alnında duran yıldıza
Bir kere daha daha yalnızlığa
Kati ve aşk geçerliğini ortaya koyarak
Ulusal ve benci iki çingene arasında
Bir kere daha yalnızlığa
Atılarak

Yerin içinde yüzlerle hücum
Bütün özentili yekinmelere doğru karşı
Bütün nedensiz gençliklere doğru karşı
Bütün ................ doğru karşı
Aç olan karın
Soylu olan yoksulluk
Ve mızrakla gelen alın

Yerin gezisinde insan vardır
Ağulu bir diş put taşında
Doğacak çocukların toplandığı çadır taşında
Ava çıkmıştır

Aşk tunç çekmiştir bizle olan sırtına
Birbirini çaresiz bırakan çehrelerin
Yaralı ceylanı bulup tepindiği
(Fırat birdenbire kaybolur bir mağarada)
sevenin kurbanla alınıp kurbanla ödendiği

güneşin aşktan sudan ve topraktan
daha hızlı yöneldiği

raskolnikof
müthiş bir iman ağrısı çekmektedir.

Güvercinler toplandı sofralar kuruldu
Ağaçlar bahçede kızgın güneşle çatıldı
Elma tadları ağır ayrılık tadları
Yalnızlıkla toprağa savruldu

Katerin açık kollarıyla yaklaştı üç tuzaklı odalarıyla
Mükemmel bir karpuza yaslanmak
Suya çağrılmak
Bir de içindeki ziynetleri hor görmek iyice

Oysa güneş ağırlaşsın siyah saçımız uzayan başımızda
Alnımızın dibinde kalsın seçkin ve Horasanı kayıran gözlerimiz

Hiç akla gelmedi
Bereber kırları hüznü atmaya yarayan bir annenin
Dallara takılıp ağrıyan yaralarıyla yattığı

Gerçekten canlı göğsü boğucu çaylarıyla
Akşam suyundan bir sütun mermer içmiş
Her erkeğe bir yılan üfürmüş


2.

Ciğerlerde ölüm akar
Çeşme
İnsan hesapsız çocuk üfürük
Kendinde olmayan gürz kapanan ayna
Mektep taze ekmek dilimi zeytinin içindeki bağırgan
Ölüm
Sıkışmış aramıza
Sandalyenin dibinde mi
Dudak sıcak çay bardağına kapanırken
Salıncak onunla içten içe anlaşma
Cevizin ipi tutan çocuğu kayıran dallarında
Yeşil yaprakta veba
Ölüm evin hangi bilinmezinde ya da açıkça
Küçük kardeşin avucunda mı

Uzak insan sahillerine
Kelimeyi dolanan dillere
Taşıdılar zeytin
Kahvaltı ve zeytin
Sofrada üç büyük zeytin üç kanlı bakış

Ölünün ağzına zeytin kondu
Şiş dudakların arasına
Sonra geniş omuz yaralarında
Adamlar kırılan camlar taktılar

3.

İnanç yiğit ev sorardı bulup konaklardı
Kanlı göz ufuk tarardı
Cürümlü başta her geyik akışında
Örtülür dudaklar çünkü kalble çarpılırlar

El gezer tenhaları dolanır ufak tüyler
Ve tüyler ki ateşle diklenirler
Kendi namlarına ağemen olarak
Üşüme kabarcıkları tad kabarcıkları

Ürpermelerle unutkanlık
Yerin bir zaferle doğrulması cürme katık olarak
Dantel kalb vurması su kapları
Islak naylon örtü ve ıslak cimrilikle
Ustalıkla yaprağa ilave peçete
Yorgun ve evvelden haber
Sonra saralar
Sıradadırlar

Kapılar baskıyla kapalıdır
Onlar yontup hamam kapılarını
Kulaklara ses kutuları
Ormanlar avazlarıyla parke taşlar
Kurtlar
Yıldırım
Avizeler

Orada köşelere düşler yerleşir yatakları kollar
Uyku canavar kıvrımlı batarlı saldırır
Ev tilkiyle sarılır kuşatılır
Yorgun bir masal uzakta kaybolur
Kulaklarına yosun ve balık biriken çocuklar
Toprağın rengine katılan
Hızla yorgana atılan
Göğsümüze sırtımıza ateş bastıran
Örtünen çıldıran çocuklar
La onlarla alev açıyor her yanımız
Anlaşalım

4.

Denizde büyüyen av hayvanı
Suları derin denizleri boyayan mürekkep hayvanı
Uzatır gözlerini ince çalgılar içinde savaşlarla
Tiz sesli yuvarlak ağızlarıyla
Bu kez bu alçıyı donduranla
Kapalı denizlere kapılıp açık okyanusta
Kayalardan inen hızlı koşan bağırlar
Ayakta durlar
KALK lar

Oturun babamı
Ben güvercin saçlı çocuktum
Buzlardan başlayıp vurdular
Dağların yabani timsahında

Sanatın fiziksel geçerliğine kadar
Vurdular
Babam upuzun yatandı kumda
Ölü ve uzaması birden duran saçlarıyla
Çünkü öylesine kendi ölümü

Başını yastıklardan kaçıran uykulu başını cümle odalardan
Hep kumlar vardı çünkü uykuya yaklaşırken
Üzülecek ve sevinç duyacak yerlerde
Dudakların içinde kulak yollarında
Adamın öldürülüş sesi
Sofradan sokak kapısından
Pencereden kumluğa okyanusa
Ahrete olan dostluğumuza yakınlığımıza



Cahit ZARİFOĞLU

er68
10-03-2008, 23:18:13 PM
ÖLMEK KONUSUNDA

Ha üç gün önce, ha beş gün sonra.
Geldiğin gibi gidişin.
Nereye gittiyse anan, baban,
Peşinden kardeşin.

Bir yaprak dökümüdür dört yandan.
Bir dostun, seninle ağlamış gülmüş,
Bir sabah gazeteyi açarsın ki:
Ölmüş!

Daha dün gibidir hepsi.
Evlendiğin gün çekilmiş resim.
Mesutsun bak, çoluk çocuğunla.
Geçti kaç mevsim...

Gençtin, dinçtin... hepsi bir zamanlar.
Nerende şimdi ağrın, sızın?
Yatakta mı, yavaş yavaş
Ya sokakta ansızın?

Birkaç bahar, bir o kadar kış.
Ömürdür; uzun, kısa.
Ne ise göreceğin;
Kısmet ne kadarsa.

Hangi yılsa o, hangi ayın hangi günü,
Saati çalınca, gelince sıran.
Nasıl yaşadıysa habersiz,
Nasıl öldüyse bunca insan...


Ziya Osman SABA