PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Şairlerimiz ve şiirleri


Sayfa : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 [34] 35 36 37 38 39 40 41 42

manik
08-07-2007, 00:12:20 AM
BUNALIM

Olmazları ekiyor
Olurlar biçiyorum
Anılar arasından
güzeli seçiyorum

Şimdi ne kendimi
Ne kimseyi düşünüyor
Sularda bir yosun gibi
Hıçkırmak istiyorum

Gelmeyişini bekliyorum
Dönmeyişini bekliyorum
Gülmeyişine ağlıyorum
seni seviyorum

ben böyle miydim gör beni
eriyen selvi gibi
ben böyle miydim gör beni
eriyen bir mum gibi

yarattığım bir dünyada
seni yaşıyorum
bilmediğin insanlarla
koşuşuyorum

bilmediğin bir dilden
konuşuyorum
yine de anlarsın diye
seviniyorum

Gelmeyişini bekliyorum
Dönmeyişini bekliyorum
Gülmeyişine ağlıyorum
seni seviyorum

ben böyle miydim gör beni
eriyen selvi gibi
ben böyle miydim gör beni
eriyen bir mum gibi

İlhan İrem

manik
08-07-2007, 00:13:15 AM
GECE YOLCULUĞU (Yaşlılık Penceresi)

Kimi derin derin bir uykuda
Kimi de sonsuz bir yolculukta...
Yağmur ölgün ölgün damlamakta
Gece bile sinmiş bir kenara sokakta

Ne düşünüyor dersin?..
Gece böyle kara kara...
Neye ağlıyor dersin?...
Geceler kara kara.....

Sana mı...Hıı?..
Bana mı...Hıı?..
Yoksa ona mı...Hıı?..
Yoksa eriyip, geçip giden
Zamanlara mı?...
Yoksa birbirlerine sırt çeviren
İnsanlara mı?...

Biz geçeriz...Zaman geçer...
Dünya kalmaz yerinde...
Ölüm çiçektir dostum...
Taze kalmaz günlerce......

Ne ağlayan gece kalır...
Ne de derin uykular.....
Yine kendi kendine
Koşuşturur insanlar......

İlhan İrem

manik
08-07-2007, 00:14:22 AM
DERİN UYKU

Keşif gemisi,
Sularda yayvan etekleriyle
Büyük anne gibi
Sallanarak ilerliyordu...
Pusulası... Radarı... Dümeni...
Savaş aranıyor..
Ve pervanesi,
Yeni ateşlere doğru dönüyordu...
Ve birileri
Gemiyi gözlüyordu
Batırmak için...
Ve gemi aranıyor,
Düşürmek için...
Askerler... Askerler...
Öldürülmek...
Öldürmek için......
Kabarmış bir hindi gibi insanlık...
Kendi gibi karanlık bir gecede...
Gürültüden başka birşey
Yapamıyor artık...
Susanlar ölüyor,
Ölenler-konuşuyor,
'Susun da uyuyalım
Artık...'

İlhan İrem

manik
08-07-2007, 00:15:02 AM
DAİMA

Sevmişmiydim seni
Alışkanlık mı yoksa
Başlayan her şey biter
Anlarız nasıl olsa

Sevmişmiydim seni
Git de sor sonsuzluğa
Başlayan her yeni gün
Ve her gece
Daima

Soru sorma bana sorma n'olur
Soru sorma sevgileri sun
Bugün olmazsa yarın olur
Olur mu hiç bekliyorsun

Soru sorma bana sorma n'olur
Soru sorma yanımda bulun
Bugün yarın öbürgün daima
Yanımda kal anlıyormusun

Görmüşmüydüm seni
Herşey bir düş mü yoksa
Her gece aynı rüya
Ne çıkar öyle olsa

Hatırlatır seni
Bir yaprak kıpırdasa
Rüzgar esse yağmur yağsa
Dün başka yarın başka

Soru sorma bana sorma n'olur
Sorular duvar olur
Geçemeyiz geceden öteye
Sabahlar rüya da kalır

Soru sorma bana sorma n'olur
Sorular uçurumdur
Geçemeyiz sevgiden öteye
Sevgi çağırır durur

İlhan İrem

manik
08-07-2007, 00:15:42 AM
GÜLE GÜLE

karanlıklardan güneşe doğru
senin için yaşamıştım bu sonsuz yolu
her gülüş taşırken bir tomurcuğu
kanatlandık sanmıştım cennete doğru

bugün benim doğum günüm
sevgin ölmek gibiydi yaşama döndüm
bırakıp da gitsen bile
iki yüzlü aşkına güle güle

güle güle
güle güle
yalanlara güle güle
güle güle
güle güle
oyunlara güle güle

şimdi dikenler taşlar dilimin altında
ne bahar ne çiçekler bir duman kapkara
artık ne güneş ne de cennet bir yol var
senden başka çiçekler ve güneşler de var

İlhan İrem

manik
08-07-2007, 00:16:22 AM
ÇINGIRAK

Çalsın bırak...
Uzaklarda birkaç çıngırak...
Ve kırmızı lambalı odanda
Yarını bilmeden baksın gözlerin...
Biraz ürkek...
Biraz mağrur...
Sorulu...Gururlu...
SUS-KUN
SUS !..
Ve çıngırakları dinle...
Çıngıraklı yılanları...
Uzaklarda birileri
Yılan oynatıyor...
Duyuyor musun?..
Ve insanlar korkak!..
Korkuyorlar yılanlardan...
Sen bile kıvrılıp gidiyorsun...
Gittiğini sanıyorsun...
Yokoluş ses veriyor
Yarınlardan...
Duyuyor musun?...

İlhan İrem

manik
08-07-2007, 00:16:58 AM
HAYATIN ÜÇÜNCÜ GÖZÜ

Hayat bir ürpertidir
Kuytularımda
Hayat ayak sesleri
Uykularımda

Hayat bir özleyiştir
Umutlarınla
Sırları gizleyiştir
Kuşkularınla

Bir kapı açılır
Yüzün görünür
Hayat yanılgıdır
Duygularında

Bir heyecean bir telaş
Bir oyun binbir gece
Sevgililer sahnede
Bir karışık bilmece

Çok uzak anılar
Çocukluğumuz
İlk öpüşün coşkusu
Unuttuğumuz

Hayat bir aksiseda
Uçurumlarda
Dağılır paramparça
Karşı yarlarda

Bir üçüncü göz gerek
Hayat sevgidir
Çöz artık gözlerini
Oyun bitmiştir

İlhan İrem

manik
08-07-2007, 00:17:28 AM
KIRIK DÖKÜK

bir derin üzüntü
bir sudan özgürlük
bir kavga gürültü
sonra yine kırık dökük

bir savaş sonrası
bir ölgün gülücük
bir çift el havada
sonra yine kırık dökük

o giden yolcular
ayrılıklar batak
bir kervan gidiyor
dönmesi yasak

ve herkes yabancı
birbirinden uzak
bir dünya dönüyor
dönmesi yasak

bir denizin ortası
bir zincirin halkası
bir duvarın arkası
sonra yine kırık dökük

bir yağmur sonrası
bir güneş üç günlük
bir sevda yaşanır
sonra yine kırIk dökük

bir hasret sonrası
bir sıcak öpücük
bir çift kuş havada
sonra yine kırık dökük

ilhan irem

manik
08-07-2007, 00:20:54 AM
TEŞEKKÜR

Evet hep açık gidip gelen ağzın içindi;
Gökyüzünün o huysuz maviliği içindi;
Elma kokan bir Türkçeyle konuştuğun içindi;
Ölümün sefil, kötü belleği içindi;
Her gün Pazar kurulan o sokaklar içindi;
Saçında uykusu kaçmış çiçekler ıslattığın içindi;
Çocuklar okuldan dönüyormuş gibi sesin içindi;

İşte bütün ama bütün bunlar için sana teşekkür ederim.


İlhan Berk

manik
08-07-2007, 00:21:28 AM
OTAĞ


Sevgilim, işte eylül
Ve işte senin usul usul seğiren yüzün.

Zaman ki sonsuzdur
Bitmemiş şiirler gibidir.

Bazı hüzünleri
Bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir.

Biz ki zamanı tırnak içine alıp yaşadık
(İsteğin bulanık kıyısında).

Bundan değil midir bizim aşkımızda
Sürekli bir akşam hüznü vardır.

İlhan BERK

manik
08-07-2007, 00:22:04 AM
GÜNEŞİ YAKANLARIN SELAMI

Bir zevk duyulmaz oldu, buranın rüzgârlarından
Hayat soldu bir günün enginlerinde yine.
Selâm! Sonsuzların yorgun gönüllerine
Selâm: Güneşi içeren çocukların diyarından! ...

Bir ateş yakalım ki geçmesin hatta bir an
Ve sussun kurtlar, kuşlar bir gök gürültüsüyle;
Bir ateş yakalım ki, tutuşsun gökler bile
Ve Güneş içilsin o gün, kızıl çanaklardan! ...

Varsın eskisin sesim kaybetsin ahengini
Geceler kıskanmasın aydınlığa süsünü.
Donatsın sonsuzluklar gibi gurubun rengini
Söylesin ve uzaklar baharın türküsünü...

Neler, neler beklenmez nihayetsiz bir yerden
Güneşi içelim mor şafaklar gecesinden.
Selâm! Sonsuzluklara, hasretli gönüllerden,
Selâm, güneşi, göğü yakanlar bahçesinde!..

İlhan Berk

manik
08-07-2007, 00:22:58 AM
ACININ ADI


Yavaş sessiz senin buyruğunda toplanır altın yavaş sessiz
Yavaş sessiz senin buyruğunda dağılır buğday yavaş sessiz
Yavaş sessiz senin buyruğunda bölünür halkın ekmeği

Seninle hızla kararır bozulur ipek seninle hızla
Hızla düğümlenir bulanır su seninle
Körlenir seninle hızla emeğin tarihi

Ve seninle yavaş yavaş çıkar bakıra kuvarsa tunca yavaş yavaş
Acının uzun uzun yazılan adı.

İLHAN BERK

manik
08-07-2007, 00:23:56 AM
Bire Beş Var

I.

yalnızlık çoğaltmasaydı beni
acı büyümezdi bu kadar
ölüm inatla yürüyor damarlarıma
gölgesi kadar yakındım her insana
her yere götürürdü beni sokaklar
yağmur devrilirdi ardımsıra
ben yürürken ateş düşerdi ormanına devletin
adımlarımla kanatırdım sağır kulakları

yeminler yalanı gizlemek içindir
kavradığım herşey yitiriyor özünü
bir duvar var önümde arkasında ölüm
kalbim durmadan beni zehirliyor

puslu seslerle uyanıyorum
ölümden önce aşk vuruyor beni
yüzümü yıkarken parçalanıyor aynada suretim
bir taş gibi düşüyorum devletin başına

yarama zehir döküyorum
en 'acıyan yeri kalbidir insanın'
dilimde bir şamaş şarkısı
bir kısrağın yelesinden sızan ter tanımlar beni

dağları emziren benim annemdir
kentlerden öcalacak çocuklar büyütür koynunda
ateşi ve sabrı ondan öğrendim
varolmanın mührüyüm ölümün kapısında

II.

çarmıha ilk ben gerildim isa'dan önce
basına dağıtılan bütün robot resimler bana benziyor
gıyaben yargılandım hayata karşı
polis sirenlerine karışan aşkları öldürdüm
fırladım sokaklara cebimde kibrit
saat bire beş kala bir sigara yaktım
ağzında şarkıyla gelir tarih: sin lekke unnini

vakitsiz ecel şarkıları öğrendim
gibil çağırdı beni
lilith ödünç verdi kanatlarını
vaktim ölüme ayarlı
fırladım sokaklara cebimde kibrit
kendime bir kürt'istanbuldum
aşkın bir numaralı sanığıyım
unutuldu unutulmaz sandıklarım
annemin öbür adı tarihtir benim

ağlarım mevsimler değişir
vazifeli bir kurşun vurur kardeşimi
sokaklar kürdilihicazkar infaz makamı
tilili revasız hawar nafile şiir yalan
dağlar çağrı pusulası
taşı bile çürütür erken ölüm acısı

aklımın saltanatına yenildim
içimde bir kürt patlamış bir yanardağ gibi bağırır
şizofrenik tarihin piçi: suçluyuz
fırladım sokaklara cebimde kibrit


Bayram Balcı

manik
08-07-2007, 00:25:06 AM
Gittiğin Her Yer Yalnızlığımdır


şiir biter sen gidersin ne kalır geride
yağmur yağar ıslanır kirpiklerim
savurur yüzüme ayrılığı şehir
bir ben yalnız kalırım şiir biterse

senin gittiğin her yerde yağmur yağar üzerime

ateş üşür acı kanatır kendini
sen yine de gidersin
silerek ardındaki ayakizlerini
bir bela olur yaşamak

senin gittiğin her yerde uçurumlar büyür aşka

şiir biter büyür o mavi derinlik
sabah çözer gecenin gizini
ipi kopan bir uçurtma
yalnızlığına ağlar gökyüzünde

senin gittiğin her yer yalnızlığımdır benim



Bayram Balcı

manik
08-07-2007, 00:25:57 AM
Bana İstanbuldan Bir Gece Getir...

Bana İstanbul’dan bir gece getir...
Ama
Şartım var sevgili!
Çiğne de gel hüznümü?
Ve nereden bakarsam bakayım
Muhakkak görülmeli kız kulesi...

Sonrası mı?
İntihara gebe olmayan
Bir hayat başlamalı
Gözlerine daldığımda...
Gözünü seveyim,
Bana o şehrin güzünü getir!
Çünkü bahar olacak ilk dokunuşunda...

Köpük türeten dalgalara
Dalmışken gözlerin
Cam kenarında bir vapurun..
Bu kadar güzel olma!
Tanrılar incinmesin...
Kimseler laf söz etmesin
Kulluğuna...

Dulluğuna gelecek olursak?
O susuşlarımdır bilirsin..
Kanamamdır içime doğru
Yavaş-yavaş... ve ağır aksak...

Okan Savcı

manik
08-07-2007, 00:31:53 AM
Anlatamam

Bazen seni düşünürken
Kendime yakalanıyorum...
Bilir misin bu duguyu?
Sanmam..
Nasıl yakar adamın içini..
Nasıl da düşman eder kendisine,
Anlatamam...

Ellerim yumruk yumruktur o anda
Dilimde mevsimlik sabırlar...
Gözlerimde kan...
Saçlarımda birkaç tel beyaz durur,
Gidişinden kalan...

Saklarım seni...
Aklarım kendimi o güzelliğinle.
Bir tek unutmayı beceremem
Ki unutursam,
Şiirler yabancı düşer geceye,
Ve ben sabaha eremem...

Okan Savcı

manik
08-07-2007, 00:32:25 AM
Arı

bir daha kanmam,
bu başı boş ve
yüreği olmayan sevda sözlerine...
konuşunca,
bal damlıyor ağzından
ama inanmam
sen ne dersen de...

faydasız ne yapsan,
yanılttın bir kere.
sen de aldın yerini çoktan,
kaçaklar listesinde

kolaysa gel de sen inan...
çünkü;
güvenmek zaman alıyor
onu yıkmak bir dakika...
ağzında bal varsa senin
iğne de vardır kıçında...

Okan Savcı

manik
08-07-2007, 00:33:14 AM
Asılırken Kirpiğinde Hiçlik Gibi

Yüzünde
İntihara gebe kalmış son bakışım
Asılırken kirpiğinde bir hiçlik gibi..
Gözlerimi kapamadım!

İsterdim oysa
Gözüm gibi
Düşlerimi de yumup
Kalmak içinde..
Öylece bir gece ölüp
Sonra
Apar topar doğmak
Yastığın kenarına ilişen gülüşünde..

Olmadı..
İzlemek düştü payıma
Senin dahi fark etmediğin
Ömrümde kimsesiz kaldığım tek anımı..

Okan Savcı

manik
08-07-2007, 00:34:02 AM
Ayrıldık Esmer

Tohumlarının sahibi sen olduğun halde
Benim haneme yazıldı günahlar...
Aşkımıza, kavgamıza;
Bu kavramları tanımayanları yükledin
Anlamıyorum...
Sen kaç kişisin?

Azalıyorsun esmer...!

Oysa ant içmiştik
Düşman olsak da teke tek kalacaktık
Ne sevmesini bildin
Ne de mücadeleyi...
Tüm şehri arkana aldın da
Yine kaybettin!

Yanıldın esmer...!

Hangi kaldırımlarda sürükleniyorsun?
O saçların kimin ellerinde dalgalanıyor?
Seviyor musun? Seviliyor musun?
Umarım tebessüm vardır yüzünde...
Resimlerde buruklaşıyorsun günden güne
Yoksa ağlıyor musun?

Gülmek zordur esmer...!

Nereden nereye...
Bir zaman aşkla yananlar,
Şimdi namluyu temizliyor
Yazık! O ucuz yalanlar bir aşkı daha örtüyor
-Keşke- yerine -iyi ki- demek isterdim
ama ben sadece şaşıyorum...

siliniyorsun esmer...!

seninle hayatı sevmiştim oysa
ben kıştım sen yaz...
sen sabahtın ben akşam...
bölüşmüştük zamanı
ve bir veda mevsimi kaldı bize
ilk bahardan...

harcandık esmer...!

alışmak zaman alacak farkındayım
ama katlanmak kaçınılmaz
koskoca sevda iki kelimede özetlendi
oysa sığmıyordu yıllara... ne kadar basit
yaşandı ve bitti....
çalma kapımı ve uğrama kentime

ayrıldık esmer...!

bırak zaman yargılasın bizi
günahlar sevaplar öbür tarafa kalsın
hayatını yaşa. Üç günlüktür bu serüven
hesabımız ahrete devretti ve düğünümüz...
az kaldı... sakla son kurşunu temizle namlunu
cehennemde görüşürüz...

hoşça kal esmer...!

Okan Savcı

manik
08-07-2007, 00:34:57 AM
Ayrıyız Madem, Ayrılsın Zamanlar da...

Sabah olup
Uyandığında,
Ben yastığa başımı
Daha yeni koymuş oluyorum...
Sen tüketmiş oluyorsun sabaha kadar,
En güzel rüyaları...
Ben kabuslara gözlerimi yumuyorum.

Sonra akşam oluyor
Sen günün yorgunluğuyla
Dönüyorsun evine,
Yemeğini yiyip uyuyorsun.
Ben karanlık bir güne,
Günaydın diyorum....
Madem ayrıyız,
Ayrılsın zamanlar da
Senden ayrı,
Seninle aynı saatleri yaşamak istemiyorum...

Okan Savcı

kamze
10-07-2007, 16:31:38 PM
sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
tanrınız büyük amenna
şiiriniz adamakıllı şiir
dumanı da caba
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

bütün ağaçlarla uyuşmuşum
kalabalık ha olmuş ha olmamış
sokakta yitirmiş cebimde bulmuşum
ama sokaklar şöyleymiş
ağaçlar böyleymiş
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

aşkım da değişebilir gerçeklerim de
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yan gelmişim diz boyu sulara
hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
hiç birinizle dövüşemem
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildigim var
sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız...
turgut uyar

kabus_07
10-07-2007, 16:49:47 PM
Göğe Bakma Durağı

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

Turgut Uyar...

"Tel Cambazın Tel Üstündeki Durumunu Anlatır" şiirini okuyunca Turgut Uyar ın en sevdiğim şiirini vermek geldi içimden.. :)
hatırlattığın için teşekkürler kamze...:)

kamze
10-07-2007, 17:02:34 PM
Göğe Bakma Durağı

.....

"Tel Cambazın Tel Üstündeki Durumunu Anlatır" şiirini okuyunca Turgut Uyar ın en sevdiğim şiirini vermek geldi içimden.. :)
hatırlattığın için teşekkürler kamze...:)

asıl ben sana teşekkür ederim bu göğe bakma durağını bana hatırlattığın için..hani bazı şiirler vardır ilk onlarla ısınırsın şiire... en sevdiğin şiir denince aklına hep o birkaç sayılı şiir gelir, bi elin parmaklarını geçmez sayısı... işte onlardan biri...çok severim... sen de sağol uğur...

jelaks
10-07-2007, 17:36:10 PM
"ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma"

ne güzel demiş şair..

jelaks
10-07-2007, 17:52:29 PM
Biraz uzun ama okumaya değer gerçekten.

Şafak Türküsü

beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama

kaç zamandır yüzüm tıraşlı
gözlerim şafak bekledim
uzarken ellerim
kulağım kirişte
ölümü özledim anne
yaşamak isterken delice

bugün görüş günü
günlerden salı
islak
sarı bir yağmur
ülkemin neresine bakarsa ay
orada yitik bir anne ağlıyor
sen aralıyorsun yağmuru
acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
sonra bir umut koşuyorsun
yüreğin avcunda
ısırırken
çırpıntı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
herbir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece
ışık hızıyla koşan
kısa ve soğuk bir zamandır
bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
uykusuz
yorgun
ve korkak

sanırım baytardı
yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
boşver hipokrat amca
üzülme ne olur
sen de anne
sen de üzülme
hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
korkak kahraman gecelerimi
düşlerimle sınırsız
diretmişliğimle genç
şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
usulca açılıverdi
yanağımda tomurcuk

pir sultan'ı düşün anne
şeyh bedrettin'i
börklüce'yi
torlak kemal'i düşün anne
hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
deniz'i düşün anne
her mayıs şafağında uzun
uzun döverken darağaçlarını
ve o şafaktan doğma
onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
insanları düşün anne
düşün ki yüreğin sallansın
düşün ki o an
güneşli güzel günlere inanan
mutlu bir yusufçuk havalansın

sıcak omuzlar değerken omzuma
buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
bayraklar ve türkülerle
kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

kurşunlar sıktılar alnıma
açık alanlarda ağır
kartalların konup kalktığı
yalçın kayalardan biriydim
ölüp dirildim yeniden
güneşli güneşsiz akşamlarda

mutlu yarınlar adına
özgürlük adına ekmek adına
üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
dirilip dönmesin diye hiroşimalar
tahtadan atların boynuna çıplak
ölümlerle yatmasın diye çocuklar
aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
kardeşlik adına
havadaki kuş denizdeki balık adına
yürüdüm yıllar boyu

dönüp bakmadım arkama
ıraktı gözlerim cok ırak
izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
kalsa da silinir gider
yalnızca bir ağıt gibi çakılır
ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

tören adımlarıyla ölmek
ne garip şey anne
kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
bütün gözler üstümde

sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
masa üstünde üşüyen bir sigara
yanında küçücük bir cam bardak
içinde rengi bu gecenin
cılız titrek bir kibrit
kağıt kalem
sandalye
geride flu
yağlı
büküm büküm bir ip
ve çingene kuralına uygun
değişmez dekoru mudur
idam mahkumunun

kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
oysa birazdan boynumu kıracaklar
pul pul dökülecek yaz sivası eylül'ün

ben ölümü asıl az ötede titreyen
çingenenin kara kıllı ellerinde gördüm
anladım ki küllenen sigaradır
soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

yani benim güzel annem
alacaşafağında ülkemin
yıldız uçurmak varken
oturup yıldızlar içinde
kendi buruk kanımı içtim

ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma
bir açıklaması vardır elbet
giderken darağacına

geride
masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

usul adımlarla yürüdüm ömrümü
karşımda kurum kurum-laşan darağacı
(tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
ökse de olsa dört bir yanı)
birdenbire acıdı boynum
gelecekler var birbiri ardınca genç
yakışıklı

ne olur işçi kadınım
az yumuşak dik
şu kefenin yakasını

yaşamak ağrısı asıldı boynuma
oysa türkü tadında yaşamak isterdim
çiçekleri kokmak ırmakları akmak
yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
su başlarında aylak sektirmek kavalımı
sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
o güzel günleri görenler arasında
bir soluk ben de yaşamak isterdim
bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
öperken siya-u jakond'u tebessümünden
işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
nazım'in gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı

ölmek ne garip şey anne
bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların ellerine
sonra
sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi
vurulmak isterdim bir kıza

künyemi okudular
suçumuz malum

gecenin kıyısında durmuşum
kefenin cebi yok
koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar çocuklar koşun
sabah üstüme
üstüme geliyor
yanlış mı duydum yoksa
erkenci bir horoz mu ötüyor
keskin bir acı bilenmiş
gitgide yaklaşıyor sonum

iri sözlerim yoktu söyleyecek
usulca baktım yüzlerine
bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
göçtü ayaklarının dibine

korkutamadılar beni anne
avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
darağacı
bir zaman rüzgarda
saçını tarayan telli kavak değil mi
boynumdaki kemendi bir oğle sonu bükerken o kız
sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
söyle anne
o çingene
bir çicek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
sevmedi mi çılgınca

kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
işkenceler zindanlar hücreler
savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
mideme karşı
kısacası
bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
gülmek umut etmek özlemek
ya da mektup beklemek
gözleri yatırıp ıraklara

ölmek ne garip şey anne
artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
baba olamayacağım örneğin
toprak olmak ne garip şey anne
ceplerimde el yerine balyoz taşırken
korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
ve yüreğimin ırmakları taştı
taşacakken
ölmek ne garip şey anne

uçurumlar ki sende büyür
dağdır ki sende göçer
ben yaprak derim çiçek derim
cam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
gül yanaklı çocuğa benzer
yine de
oğlunu yitirmek kimbilir
ne garip şey anne

beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılısıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim

bir sabah anna bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
cam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan salterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler

bir sabah anna bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çicekler
çicekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yoğun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne

Nevzat Çelik

jelaks
10-07-2007, 17:53:05 PM
Zaman zaman dinlenmesi gereken türkülerdendir..
İçinde birçok şeyi anlatır..

kabus_07
10-07-2007, 18:16:02 PM
Zaman zaman dinlenmesi gereken türkülerdendir..
İçinde birçok şeyi anlatır..

daha 3-4 gün önce tekrar okudum, türküsünden çok farklı bir şiir bence, vermeyi de düşünmüştüm ama vazgeçtim...
teşekkürler dostum.. ;)

babanouma
13-07-2007, 01:01:53 AM
Bu Bahar Aşka Hazır

Her yağış bir başka kalkışmaya gönüllü
Ve kim neye erse bu geçişte
Bir tomurcuk bir gözyaşı mutluluk işte
Her bahar arifesinde korkulu bir kimsesiz gecenin
Aklım elim yüreğim kirişte
Hep biraz korku biraz yalan telefon seslerinde.....
Ya yine boş koridor ıslaklığıysa ve beton efesi
Bütün fakir çocukluklarda....
Ama herşey sırasını beklerken
Mukaddes bir kuytuda
Senden umut kesenin hüzün kesesinde bir yavru
Herhangi bir anne kadar kanguru
İşte bahar işte sevda işte tomurcuk bir bakıma
Ağzım mavi ıslaklığının uçurumunda
Rüyayla gerçeğin arasında
Hep iyinin aşkın tarafında
Ve
Değmediğim yerin kalmayıncaya
Bu bahar sonsuza tomurcuklanmaya
Ben sana sen çatlak bir anadoluyu kucaklamaya
Bu bahar aşk için hazır
Hazır vazgeçmeye
Adının bile baş harflerinden
Kayıtsız bir sarhoşluğun her gün erkenden sabah oluşu
Her şeyi biraz şakalaştıran bakışından
Şakadan başka izahı olmayan bu kalp ağrısından
Ve
Bahanesi bir yürek bir et
Bir bedenin içine girmek!
Hazır bu bahar
Akılsız! Bir yeşermenin şahane hasadına
Hazır nur topu bir yaşama sevincini kundaklamaya....
Unutma baharda çiçek olan
Meyvedir yaza....
Bu erik tanesi bu şakacı bahar çiçeği
Her dem taze kalsa...

Yılmaz Erdoğan

babanouma
13-07-2007, 12:47:30 PM
http://img87.imageshack.us/img87/4898/uyss8nx6hr.jpg

,TAM ÖĞLE VAKTİYDİ GİTTlN

Tam öğle vaktiydi gittin
Güneş ortalığı yakıp kavuruyordu
Balkonda bir başımaydım gittin
Ilık rüzgârlar esti ardından

Güvercinler uçuştu gökyüzüne
Baktım bir arı odamda oraya buraya uçtu
Köy öğle sıcağıyla uyuyordu baktım
Adını yazdım gökyüzünün maviliğine
Saçlarımı örmeği unutmuştum

Irmak usulcana aktı gölgeli kıyıdan
Tembel beyaz bulutlar bana mısın demedi
Saçlarımı örmeği unutmuştum
Tam öğle vaktiydi gittin

Köy öğle sıcağıyla uyuyordu Soluk soluğaydı tarlalar
Güvercinler gökyüzüne uçmuşlardı
Balkondaydım. Yalnızdım. Bir başımaydım

Tam öğle vaktiydi gittin.

Rabindranath Tagore

manik
17-07-2007, 23:06:44 PM
Bir Kadını Ağlatmak / Aziz Nesin

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.
Kadınlar her şeye ağlayabilir;
bir filme, bir şarkıya, bir yazıya...
En az erkekler kadar yani!
Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur.
Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa,
ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.

Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan,
gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının.
Yutkunamaz, nefes alamaz;
çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.

Gözleri buğulanır kadının sonra.

kamze
22-07-2007, 14:08:02 PM
Yesil pencerenden bir gül at bana.
Isiklarla dolsun kalbimin ici.
Geldim iste mevsim gibi kapına.
Gözlerimde bulut,saclarımda cig..
Acilan bir papatyasın sen yaprak yaprak,
ben askımla bahar getirdim sana,
tozlu yollarından gectigim
uzak iklimden sarkılar getirdim sana..

kamze
23-07-2007, 00:39:00 AM
AKBABALAR KELEBEKLER

Yüreği ağzında bir çocuk
Gibi alırken kalemi elime
Beceriksiz, acemi ve olasıya
Yapayalnızım her defasında

Bu sonuncu olsun diyorum
Ömrümün eksiksiz tek şiiri
Yazılsın artık kırk yaşımın
Ve bir aşkın bittiği bu gece

Akbabalar bin yıl kelebekler
Bir mevsim yaşarlarmış ki aşk
Da kısa ömürlüdür, başlar
Gibi biter yaşanmışsa eğer

Yaşanan ne varsa hoşgörünün
Bir parçasıdır artık ama ben
Yine de yakabilirim bu gece
Bütün anılarımı bir şiir için

Sonra irkiliyorum, anılarım yoksa
Dostlarım da terkedilmiştir yangın
Sürüp dururken yurdumda ki o zaman
Kıymeti harbiyesi nedir bu şiirin

Sabaha karşı dilim paslı
Beynim keçeleşmiştir ve yangın
Yalnızlığıma sıçrarken üşüyor
Bütün sözcükler. Umut yoktur

Yüreğim diyorum, kekeme
Alıngan, serseri yüreğim
Sen nerden bilebilirsin
Bir şiirin nasıl yazıldığını


AHMET TELLİ

kamze
23-07-2007, 00:43:20 AM
HALA KOYNUMDA RESMİN

Sımsıcak konuşurdun konuşunca
ırmak gibi rüzgar gibi konuşurdun
yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
çiğdemler güller mor menevşeler açardı
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Hâlâ koynumda resmin

Dağları anlatırdın ve dostluğu
bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
Sesini duymasam çölleşirdi dünya
dağlar yarılır ırmaklar kururdu
bulutlar çökerdi yüreğime
Hâlâ koynumda resmin

Gün akşam olur elinde kitaplar
ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin
bir kez bile unutmadın "merhaba" demeyi
ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin
bir dostun vurulduğu gün
Hâlâ koynumda resmin

Kaç mevsim kırlara çıkıp
çiçekler topladık mezarlar için
Belki ürküttük tarla kuşlarını
belki kurdu kuşu ürküttük
ama aşkı ürkütmedik hiç
Hâlâ koynumda resmin

Ve hâlâ sımsıcak durur anılar
sımsıcak ve biraz boynu bükük
Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış
yasak bir kitap gibi durmaktadır
ve firari bir sevda gibi
Şimdi duvarlarda resmin

AHMET TELLİ

kamze
23-07-2007, 00:51:13 AM
İMLASIZ

Ayağı kayan bir çocuk
Kadar şaşkınım, bilemedim
Düz yolda yürümenin imlâsını
Kanayan dizlerime bakıp da
Ağlamayı öğrenemediğim gibi

Sevgilisi değildim kadınlarımın
Bir papağan tüneğiydim belki
Ama birkaç sözcük öğrendiysem
Kadınlardan öğrendim, yine de
Bilemedim sevgilim diyebilmeyi

Büyülendim ama büyüyemedim
Aklım ermedi aynalara ve suya
Yüzümü gösterip kalbimi neden
Sakladıklarını öğrenemedim
Şaşkınım, cahilim ben bu dünyada

AHMET TELLİ

kamze
23-07-2007, 00:52:33 AM
KALBİM UNUT BU ŞİİRİ

Uğuldayan ve hep uğuldayan
bir orman kadar üşüyorum şimdi
yanlış rüzgarlar esiyor dallarımda
yanlış ve zehirli çiçekler açıyor
Kanımda kocaman gözleriyle bir çığlık

Su ve ses kadar beklediğim
ne kaldı geride,bilmiyorum
uzanıp uyumak istiyorum gölgeme
ve sarınmak o kocaman gözlerin
uğuldayan rüzgarlarına

Bir acıyı yaşarım ben zehirden
çiçekler üretirim kömür karası
uçurum kadar bir yalnızlık
yaratırım kendime,atlarım
Anısı yoktur küçük rüzgarların

Yapraklarım yok artık kuşlarım yok
büsbütün viran oldu dağlarım
ezberimdeki türküler de savrulup gitti
ömrümün karşılığı kalmadı sesimde
sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü

Yanlış.. daha baştan yanlış
bir şiirdi bu, biliyorum
ve belki ömrümüzün yakın geçmişi
bu kadar doğruydu ancak, kimbilir
Kalbim unut bu şiiri

AHMET TELLİ

:'(:'(

TRoJeN
26-07-2007, 02:08:44 AM
bir adın kalmadı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalnadı geriye
bir de o kahreden gurbet

sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hiç buselik geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş gibi yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam

dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yinede bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yanlızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
birde o kahreden gurbet
beni affet
kaybetmek için erken, sevmek için çok geç


Evet dönüşü olmayan bu yolda, her şey için çok geç artık...

kabus_07
26-07-2007, 02:11:49 AM
A.H. Tanpınar ın çok sevdiğim, herkesinde bildiği güzel bir şiirdir..
paylaştığın için teşekkürler dostum..
şairler ve şiirleri topiğine taşıyorum...

TRoJeN
28-07-2007, 12:37:27 PM
İstersen hiç başlamasın
Bu hikaye eksik olsun
Onca yaraların ardından
Yeni bir aşk yaratamazsın


Örselenmiş bir çocukluk
İşte benim bütün hikayem
Kaç sevda geçse de yüreğimden
Bu yıkıntıları onaramazsın


İstersen hiç başlamasın
Geç kalmışız birbirimize
Yanlış kapılar da geçmiş bunca yıl
Dönemeyiz ilk gençliğimize artık
İstersen hiç başlamasın
Söz verelim kendimize

Murathan MUNGAN

kamze
30-07-2007, 00:56:22 AM
Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.

CaSSiNi
30-07-2007, 01:02:05 AM
Mona Roza

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım uymaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

kamze
20-08-2007, 00:04:58 AM
"...
'hiçbir yere gidiyorum, hiçbir yerden geliyorum süsen
batağına saplanıyor gözüm, çamurlu ok bölüyor seyrediyorum.'

saçlarının fırtınasında bilinen düş çemberinde
kızıl çatıların sahibesiydi, deniz diliyle
unutulmuş bir deniz bitkisini dikiyordu ön bahçeye
ısırganotu pelesenk yırttı geçti ateş koluyla
gece gömüldü. . . bütün sahiplerin sultanı bir bebeğin
gizil dilini kullandı hep, iki su ayracında
aramızdaki nehir sesimizi gömdü hep
kil taşlarla, öte tabut kendini reddediyordu
ve mezar çekiyordu. . .
gece kuşu göğsümdeki gece kuşu
göğüs kafesimde mavi göl düşüyle
köle isteminde, dudak bin kez yaraya dokundu
kubbenin ve tanımsızdan, uyuklayan ibliskız'dan
özgürlük sarkacına, bir o yana bir bu yana
ırmakla ve denizle ve zamanla ve suyla ateşle
yaseminle tunçla ve . . .

. . . yine dizlerim toprak düzeyde
düştüm
hayatın önüne. . .
bir kartalla gizli. . .

bebek soyumuzdan bilginç aynalara
gözleniyordum ve gözleniyordum
tutsaktım ve tutsaktım
bırakıldığım yerde
o cevher kuyusunda, karanlığın kollarına vermiştim kendimi

ve yine
şafak şafak şafak
gizil kartalın sonuyla . . .

bir daire çiziyordu ve bekliyordu, bu yüzden her şey
yeryüzü, suları besliyordu
ince titrek özenilen kadından
iki ayrı safir kanat çıkıyordu. . .

(hazırlanabilirdim bu kanatları kesmeye ve tüy
bilezik yerine
uzayın çiçeği)

siyahi kuzgun bakışlarını armağan ediyordu
tanıdık bir düş, ancak yabancı parmaklarımızda
yabancı gülle. . .
ayraç siz miydiniz!
diye soruyordu kızıl çatıların kadını, ayraç, ayraç . . .
o pek besili zambak, cici kuş
o pek acı suyun tadı dilimde. . .
düşle beslenmiş ağaç
bu kez düş sizi bırakıyordu

yalnızca ırmağın taşlarına takıldı uzun saçlarım
ah uzun saçlarım benim
yalnızca gömütteki yıldızla eş
yeşildi dünya
işte o kadar yetiyordu ve biliyordu ayraç yıldız
ve yıldız
tabutuna çekiliyordu. . .
..."

kabus_07
22-08-2007, 06:11:47 AM
KAN UYKU


Bir biz varız güzel öbürleri hep çirkin
Birde bu terli karanlık
Sonra bir şey daha var muhakkak ama adını bilmiyorum
Nereden başlasam sonunda o ışıkla karşılaşıyorum
Yarı çıplak utanmaz bir kadın resmini aydınlatıyor
Akşam oluyor ya bir türlü inanamıyorum
Oturmuş iri yapılı adamlar esrar çekiyorlar
Daha bir aydınlık olsun diye içtikleri su
Sarı toprakdan testileri güneşte pişiriyorlar

Bir korkuyorum yanlız kalmaktan bir korkuyorum
Gündüzleri delice çalışıyorum geceleri kadınlarla yatıyorum

Sonra birden büyümüş görüyorum ağaçları
Kısrakları birden yavrulamış
Havaları birden güneşli

Kadınlarla yattığım yetse ya
Birde kadınlarla yattığıma inanmam gerekiyor

Hoşlanmıyorum...


Turgut UYAR

kabus_07
29-08-2007, 20:06:24 PM
İÇİNDEN DOĞRU SEVDİM SENİ

İçinden doğru sevdim seni
Bakışlarından doğru sevdim de
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
Beni sevdiğin gibi sevdim seni
Kar bırakılmış karanlığından.
Yerleştir bu sevdayı her yerine
Yüzünde ter olan su damlacıklarının
Kaynağına yerleştir
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
Gül taşıyan cocuğuna yerleştir
Ve omuzlarına daracık omuzlarına
Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
Kar taneleri gibi uçuşan
Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
Yerleştir bu sevdayı her yerine.
Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
Sevdayı
Ve köpüklendir
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
Var eden kendini birincisinden
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
Tanımadığın bir ülke gibi
İçinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.

Edip CANSEVER

dumansızzz
31-08-2007, 02:08:15 AM
BEYAZ GÜL



Seni arıyorum kalabalık caddelerde,
Tanımadığım insanlar geçiyor, sen yoksun...
Perişan hayallerimin başladığı yerde,
Sana sesleniyorum, duyuyor musun?

Beyaz güller açtı bahçelerde, sevdiğin...
Ya o karanfil... Baygın kokulu çiçek.
Gel, yalnızlık bahçeme beyazlar giyin,
Anladım ki, bu ömür sensiz geçmeyecek.

Odamı süsleyen ellerini uzat,
Hazzından dile gelsin bastığın halı..
Açılsın sevincinden perdeler kat kat...
Işık ve ateş senin için yanmalı...

Sonra çevir düğmesini, radyonun
Sevdiğin musiki dolsun odama,
Dinle şarkısını büyük koronun,
Beni düşün! beni düşün, ağlama...

İçimden bir ses diyor ki; sabret..
Sonu gelecek bu yalnızlığın.
Bütün aynalar gülecek elbet,
Açılacak kapılar ansızın..

Yalnız sen varsın beyaz gülüm,
Evde, bahçede ve sokakta,
Bir eylül akşamı gördüğüm ,
O, beyaz hayalsin uzakta..

Yakınsın; yalnızlık kadar,
Uzaksın; yakınmış gibi,
Sensiz yaşadığım yıllar
Bu kadar güzel değildi.

Yeter... Gel artık yeter...
Karanfiller açtı gel !!
Kış bahçesinde güller,
Beyaz güller açtı gel...


Ümit Yaşar Oğuzcan


en sevdiklerimden biridir...

(bir eylül akşamı gördüğüm o beyaz hayalsin uzakta...) müthiş dizeler...paylaşmak istedim ;)

sinyal_06
01-09-2007, 02:13:53 AM
Önce çaresizlik çaldı kapıları
Sonra yoksulluk
Bütün âşina çehreler silindi aynalardan
Bir anda boşaldı dünya
Yapayalnız kaldık

Tez tükendi umut ekmeği
Bitiverdi suların hayali
Çevirdik derin bir karanlığa gözlerimizi
Sen ey büyük yalnızlık
Bir sen terketmedin bizi

Ümit Yaşar Oğuzcan

kamze
12-09-2007, 18:45:01 PM
"Hiç kimsenin kafesine
Koyamayacağı bir kuş
Kaçmasını öylesine
Uçmasını böylesine
Unutmuş
Bir insan sesine
Gelip konmuş"

Özdemir Asaf

babanouma
12-09-2007, 18:55:51 PM
Bir Gün
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum

Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, acil
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum

Bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak
Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum

Gecelerden bir gece uyanırsan apansız
Uzaklarda elemli, garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kabrimde bir kara gül biterse
Bil ki seni seviyorum

Ümit Yaşar Oğuzcan

kamze
13-09-2007, 18:34:34 PM
- Güz -

Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.
Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
Niye böyle geç kaldın?

Fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer...

Nazım Hikmet

predator_6
13-09-2007, 23:10:37 PM
Dün gibi aklimda acilarim
Mululuksa tatli bi hatira gibi sadece gülümsetir oldu
Tadini unuttum elini tutunca birinin heycanlanmayi
Ve ona her baktigimda içimden akan nehirlerin kokusunu

Aslinda farki yok yüregimin
Hırçın dalgalardan ve yeri gögü inleterek koşan esmer atlardan
Ama gücüde yok farksız
Yorgun yaşli bi adamdan


SEZAİ SİPER

babanouma
17-09-2007, 19:20:30 PM
Ellerimi Bulsaydin

Bu vapur kalkar birazdan
Kalkip gidemeyen bir ben
Martilarin goturup getirdigi
Bu vapur kalkar birazdan

Kar soguklarinda iskele
Asiklara savunmasiz durur
Kalbime romatizma vurur
Bu vapur kalkar birazdan

Bu vapur kalkar birazdan
Kederimi yuklenip gitmez
Bir yangindir ki ansizin
Ask basladigi gibi bitmez

Bu vapur seni goturur
Palamari kalbime gecer
Kadikoy kac adimlik yer
Bu uzaklik beni oldurur

Beni denizlere alsaydin
Belki cocuklugum biterdi
Sen ellerimi bulsaydin
Bu vapur yine giderdi.

Nevzat Çelik