PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Şairlerimiz ve şiirleri


Sayfa : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 [18] 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42

ELMA ÇİÇEGİ
02-05-2006, 22:27:05 PM
rica ederim infinite zaman ayırıp okudugun için ben teşekkur ederim

merenge
02-05-2006, 22:58:17 PM
güzel bir şiir ve birçok kişinin bir anlık bile olsa hislerini dile getirmiş güzel bir paylaşım. teşekkürler elma çiçeği..

ELMA ÇİÇEGİ
02-05-2006, 23:09:16 PM
sagol merenge yorumun için

Laurana
03-05-2006, 00:12:27 AM
Kimin var ki senin seni senden başka sevecek....


.........

ELMA ÇİÇEGİ
03-05-2006, 13:03:56 PM
KARACAAHMET



Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...
Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sükuta sebep?
Kavuklu, başörtülü, fesli, başaçık taşlar;
Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.
Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.
Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!


AH KARACAAHMET AH



NECİP FAZIL KISAKÜREK..

ELMA ÇİÇEGİ
03-05-2006, 13:43:09 PM
teşekkurler laurana begendin heralde :)

pusat237
03-05-2006, 14:59:33 PM
ölümü hatırlattın bana beee elmaçiçeği ahhh ahhh

çok güzeldi yüreğine sağlık :)

ELMA ÇİÇEGİ
03-05-2006, 17:22:25 PM
sen birde zincirlikuyu mezarlıgından geç bak ölüm nasıl hatırlanır kapısında

HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR


yazıyor :( hemde kocaman :)

teşekkurler vakıt ayırdıgın için pusat

foksi
06-05-2006, 18:06:44 PM
YILMAZ ERDOĞAN'ın en sevdiğim 3 şiiri...

GÜLÜŞÜN

Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.
Sarılışında ne düşler,
Ne düşükler,
Sakınamazsın.

Aynı yolları,
Kimsesiz mekanları,
Birlikte özleme hasreti...
Yalnızlığımın dert ortağı gastrit...

Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.

Bütün iç savaşlarda,
Rehin alındı bu yürek
Kandıramazsın.

Hangi çekilişin
Büyük ikramiyesi bu,
En uzak sevişmelerin
Yeni yetme utancı.
Lakin aşk,
Biraz da utanmaktır yaşamaktan,
Sakınamazsın...
Yeni yetmelik işine gelince:
O zaten hepimizin gizli öznesi
Türkçede var.
Bazı dillerde yok.

Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.
Kime niyet kime felaket bu aşk,
Anlayamazsın.

Ödümüz patlıyor acı çekmekten
Oysa;
Biraz da acıdır,
Aşkın mayası.
Kaçınamazsın.

Gülüşündeki manayı saklayamazsın.
Tutunacak yerimiz yok,
Resmi tutanaklarda.

Gülüşünde bin yıllık hasret var,
Saklayamazsın.
..........................
Bu yazık karşılaşmanın
Alnımıza çakılıyor anafikri:

Aşka cesaretimiz yoksa
Başka zaman görüşürüz!

foksi
06-05-2006, 18:08:38 PM
BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI

Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa
çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
Dolmabahçe da çay tadında....
Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
yüreği takvim yokuşlarında...

Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine
üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
seyrediyorum...

Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,
üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi
çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında
yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde
bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...
Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...
... Soğuğun ve karanlığın vehameti!

Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler,
yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar
bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden
büyük geliyor artık hayat!

Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine
zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:

Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...

foksi
06-05-2006, 18:11:25 PM
Kesinlikle favorim....

SANA BAKMAK

her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır

severinam
06-05-2006, 19:21:11 PM
Foksi eklediğin şiirler güzel... Bu arada ben hala kendime kızıyorum...:s ...

foksi
06-05-2006, 19:50:35 PM
Foksi eklediğin şiirler güzel... Bu arada ben hala kendime kızıyorum...:s ...

beğenmene sevindim:)
ama kızma artık kendine;)

severinam
06-05-2006, 19:59:03 PM
beğenmene sevindim:)
ama kızma artık kendine;)


BUNU DUYDUĞUMA SEVİNDİM..... GULEBİLİRİM AMA DİMİ :D

mahmure
06-05-2006, 21:38:37 PM
allah muhabbetinizi artisinda neye guluyonuz

mahmure
07-05-2006, 16:22:34 PM
kimse beni takmiyor heralde :(

tatyanajetaime
07-05-2006, 19:58:35 PM
kimse beni takmiyor heralde :(

Olurmu dostum hoşgeldin defalar geitrdin... :)

foksi
08-05-2006, 14:16:34 PM
Duracaksın

Acı,
ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
öfke,
kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
keder,
yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
duracaksın,
durup, gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
bakacaksın,
sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan
alaycı kargaların sesini
dinleyeceksin,
çiçeklerini koklayıp derin bir soluk
alacaksın.

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.
Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
bir zaman, ?dinlenin biraz? diyeceksin.

Bir inci avcısı gibi, ta derinlere dalıp tek tek bütün
istiridyeleri açarak,
bir sevinç arayacaksın.
Hayaller kuracaksın.
Hatıralarını bir daha gözden geçireceksin.
Sevdiklerini düşüneceksin ve seni sevenleri.
Özlediklerini düşüneceksin ve seni özleyenleri.
Teninde iz bırakanları ve senin izini taşıyan
tenleri.
Seni şakalarıyla güldürenleri ve senin şakalarına
gülenleri.
Sevinçlerini, hayallerini, hatıralarını,
sevdalarını, sevişmelerini,
özlemlerini, şakalarını bir bir yerleştireceksin içine,
hayat denilen mucizenin sana verdiği armağanları
sıkıca kucaklayacaksın.

Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında,
tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.

Güzel bir haber gelecek belki yarın sabah.
Belki bir mektup alacaksın.
Sana gülümsemesini çok istediğin gülümseyecek belki sana.
Serüvenci gemiciler gibi meçhul denizlerde
kaybolduğunda,
tam da o zaman, karanın bir gün görüneceğini düşüneceksin.
Gözcünün ?kara göründü? diye bağırdığını hayal
edeceksin.
Kara, hiç görünmese bile,
hiç olmazsa neyi aradığını ve neyi kaybettiğini
bileceksin,
çektiğin onca fırtınanın, varmayı umduğun o umutlu
hedefle mana kazandığını anlayacaksın.

Her şeyini kaybetsen de hayallerini
kaybetmeyeceksin.
Neyi aradığını hiç unutmayacaksın.
Sevinçleri ne kadar hatırlarsan, acının derinliğini
o kadar kavrayacaksın.
Yaşadığın ve yaşayabileceğin güzel şeyleri ne kadar
çok düşünürsen
öfken o kadar keskinleşecek.
Karanlık inerken ışığa daha dikkatli bakacaksın.
Geleceğinle arana, dibinde canavarların dolaştığı
bir uçurum koyduklarında,
nasıl biteceğini bilmediğin atlayışını yapmadan önce,
geçmişine, sevinçlerine, hayallerine yaslanıp güç alacaksın.

Sevdiğin bir türküyü mırıldanmaktan hiç vazgeçmeyeceksin.
Bir çiçek iliştireceksin yakana.
Ölüm seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.
En azgın, en ihtiraslı sevişmelerini...
En çılgın hayallerini...
En çağıltılı kahkahalarını...

Acı,
ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
öfke,
kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
keder,
yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
duracaksın,
durup gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
bakacaksın,
sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan alaycı
kargaların sesini dinleyeceksin,
çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın.
Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.
Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
bir zaman,
?dinlenin biraz? diyeceksin.
Onları, şefkatle dinlendireceksin.
Çünkü onlara yine ihtiyacın olacak.


Ahmet Altan

foksi
08-05-2006, 14:25:38 PM
Ömrüm Ömrüm

mum yanar
mum ışıldar
kendileri yoktur, gölgeleri oluşur
ferinden korkulsa da rahmetin
yenilmez toprağa can katmanın kudreti
bir ömre kaç hayat sığar görülecektir...

mum aydınlar
mum sınar
ayrılık acısı kadar seversin
ve sevmenin coşkusu kadar koyar insana
aşk sözcüğünden ayrılmak

mum yaralanır
mum sürer
kem söz sahibini sürükler
son çağındır artık
gövdende birikir
senden eriyen parçalar

mum biter
mum söner dibine hayatın
işte yaşadığım dediğin
bir mum ömrüdür

eren
ve
eriten kendini...


Yılmaz Erdoğan

foksi
08-05-2006, 14:27:18 PM
Sebebim Derler Ya...

ölümüm senden olur
bilinsin
ne uçsuz bir kan akışı
ne buğusu kadehte rakının,
ela ve sonsuz bir teneşir uykusu
gözlerinin ağlamaklı bebeğine...

acemi zamanlar silinsin
ölümüm senden olur
bilinsin
sen istesen aslında
bütün kafiyeleri eskitirsin

aklında kalmayacak aklım
başka kollar başka sarılmalar
ve her defasında alsancak
platonik rutubet kokacak
aklına bir fikir gelecek
bir çift iri memenin kuşkusuna
fidye vereceksin

bütün iklimlerin feri silinsin
ölümüm senden olur
bilinsin

gözlerin bir içim çaydı bizansta,
gözlerin,
ela teneşir uykularıma kapanan kırık pencere...

Eylül 1993

Yılmaz Erdoğan

foksi
08-05-2006, 14:35:40 PM
TAM 3 YILDIR OKUMAKTAN VE DİNLEMEKTEN SIKILMADIĞIM TEK ŞİİR...


Zor günler
Benden önce söylenmiş sözlerin haklılığına kızdığım oldu zamanında
Ama inandığım da…
Ömrümde her şarkı, başka bir kapı açtı
Bu şarkının ardında sen, bu kapının ardındaysa
Benden önce söylenmiş sözler vardı…
Çok zor günler geçirdim vaktiyle,
Alemde, savaşlar çırpınışlar
Nihayetinde; aşık olmak kısmetmiş yar sana
Aşık olmak kısmetmiş...
Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar? seçtiklerimiz mi?
Bunca yokluk, bunca kırıklık, bunca acı…
Seçtiklerimiz evet!
Hayat bu sevgilim,
Çoktan seçmeli senin aşkınsa, bir dönem ödevi…
Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin ya,
Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar
Bir akşam çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen, öleceğim yar
Bir şarkı tuttum sevgilim
Bir kapı açtim ikimize
İkimiz,çokmuşuz meğer bu resme
Kapatmadan bu kapıyı yine de
Bu yaralar bereler, sanadır, bileler…
Bu yaralar bereler sanadır bileler
Göreler aşkımı
Şahidim; gökkubbe
Aşığım; bekletme
Çok canım yanıyordu, gördüklerimden ve göreceklerimden
Benim kanayan dizlerim yoktu hayatta bir tek
Benim de kanattıklarım vardı elbet
Ezdiğim kumlar ve geçtiğim yollar hala gölgemi taşıyorlar
Hani demiştim ya en başında
“ne ayrılıklar, ne aşklar, ne başlangıçlar” diye
Yani, demem o ki, çok zor günler geçirdim vaktiyle
Bu şarkı sadece benimdi sevgilim
Ve ben büyük bahçeler istemiştim ikimize
Yazmışsın ya “onu sevebileceğimi düşünmüştüm” diye
İşte o günden beri, belki de bu yüzden sadece
Bu yaralar bereler, sanaydı, bileler
Göreler aşkımı
Şahidim gökkubbe…


İCLAL AYDIN

gulcinim
08-05-2006, 14:55:11 PM
fOKSİ şiirler için tşk ediyorum ... Özellikle de Zor günler İclal Aydın.....

tatyanajetaime
08-05-2006, 15:26:34 PM
Gel ey, güllerin efendisi!..



Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan... Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!..
Gel ey!..
Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere. Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti. Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü. Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın, sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık. Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde, uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında.
Ak kor olduk... Nemrudî alevlere soktular başlarımızı, hakikat, ak kor olduk... Vurdular durmadan dinlenmeden... Örslere konuldu başlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan. Ağlattılar ağladıkça biz... Çeliğe su verelim diye ağladıkça ağlattılar bizi... Heyhât! Tutturamadık kıvamını suyun, isabet ettiremedik gözyaşlarımızın damlalarını çeliğe ve ilk çalışta kırıldı kılıçlarımız kara keçelere. Yenildik, yorulduk, yığılıp kaldık çıkmaz sokaklarda. Bütün sorularımızın cevapları cevapsız kaldı; bütün hayallerimizin hayali hayal oldu. Tel tel arzulara mahkûm edildi nefislerimiz ve ruhlarımız tül tül alevlerde yandı. Gizemli bilinmezliklerimizin iksirlerini gizli dünyalara gizlediler bizden.
Gel ey!..
Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı'ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına düşerdi gökler ya...
Hani sen "Yıldızlarım," demiştin, "hangisine uyarsanız doğru yola ulaşacağınız yıldızlarım!.." Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana. Şimdi kim varsa yıldızlaşmaya yüz tutan, gökleri üzerine kapatıyor ehremenler. Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız... Güllerimiz küle durmakta yokluğunda, sultanlarımız kula dönmekte...
Gel ey!..
Ayrılığında çoğalan alevleriyle arınalım aşkının; yanalım yandıkça ve yandıkça yanalım. Aşk yüzünden elbisesi yırtılan da, Hak uğruna gözlerini kurutan da seni arzulamakta şimdi. Bizi kendine madem yine sensin bağlayan ve ayrılığının derdine yine sensin ayrılıkla derman olan, o hâlde gülümse bize efendim, bize gülümse. "Allah onları sever; onlar da Allah'ı sever" sırrına ermekte rehberimiz ol, tut günahkâr ellerimizden; günahkâr ellerimizden tut.
Sen ey!..
Gelsen hayallerimize bir kez... Ve üzerine sepet sepet güller döksek biz. Gelsen düşüncelerimize bir an... Ve baharları sersek ayağına çiçek çiçek, mevsim mevsim, ıtır ıtır... Dolunaylar yerine doğsan dünyamıza bir vakit... Ve zatını gündüz değilse, hayalini gece göstersen bizlere. Girsen ansızın düşlerimize, şefkat parmaklarınla okşasan başımızı ışık ışık... Ve ışığına düşsek pervaneler gibi; pervaneler gibi ışığına düşsek.
Gel efendim...
Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler... Gir gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler... İlham olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse...
Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım.
Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde!
Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!..
Gel ey, kendisine layık olamadığımız!..
*
Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir kez olsun...
Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!..
Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor. Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır bahtını üftadelerinin...
Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı?

Prof. Dr. İskender Pala

ELMA ÇİÇEGİ
08-05-2006, 16:03:57 PM
İSTANBUL AĞRISI

Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
Yıldızlar kaynarken
Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Yine kan kopuklu cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
Pançak pançak şiirler tüküreceğim
Demek yine ben
Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
Mavi asfaltlara çökmüş
Diz bağlıyor
Eğer sen yine İstanbul'san
Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa'dan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
Ağlayan
Sen eğer yine İstanbul'san
Aldanmıyorsam
Yakaları karanfilli ....... eğer beni aldatmıyorsa
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine senin emrindeyim
Utanmasam
Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
Kendimi yani şu bildiğim Atilla İlhan'i
Zehirleyebilirim
Sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
İmtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den
Tophane İskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş
Direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şöförler
Uykusuz dalgalanıyor
Ulan İstanbul sen misin
Senin ellerin mi bu eller
Ulan bu gemiler senin gemilerin mi
Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
Liman liman götüren
Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
Neden durmaksızın imdat kıvılcımlari fışkırıyor
Antenlerinden
Neden
Peki İstanbul ya ben
Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
Ya benim kahrım
Ya senin ağrın
Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
Çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
Burgu burgu içime boşalttığın
O senin ağrın
O senin
Eğer sen yine İstanbul'san
Yanılmıyorsam
Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
Satır satır okumak istediğim
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
Ulan yine sen kazandın İstanbul
Sen kazandın ben yenildim
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine emrindeyim
Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
Yanılmıyorsam
Sen eğer yine İstanbul'san
Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
Kaç kere yazdım kimbilir
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylül'ünde birader mirc ve ben
Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
Sana taptık ulan
Unuttun mu
Sana taptık.

ATTİLA İLHAN

tatyanajetaime
08-05-2006, 16:09:41 PM
Teşekkürler dostum güzel bir şiirdir paylaştığın için sağol...

Hala borcum var istanbula. Bir şiir yazacağım sözüm olsun sana ve içinde olana...

ELMA ÇİÇEGİ
08-05-2006, 16:16:42 PM
rica ederim en kısa zamanda istanbulumun şiirini bekliyorum ve bekliyoruz bakalım nasıl tarif edeceksin istanbulumu istanbulumuzu ...

hudavendigar
08-05-2006, 16:26:04 PM
cok güzel bir şiir burda bunu bizle paylaşman gerçekten cok güzel oldu attilla ilhanın daha cok buna benzer güzel şiiri var

gulcinim
08-05-2006, 17:09:43 PM
Ahh İstanbul ahhh .. Seni her halinle seviyorum ben.... Paylaştığın için tşkler...

infinite
08-05-2006, 17:25:19 PM
Elmaçiçeği teşekkürler. Çok güzel bir şiir. Yedi tepeli şehrinde kaybettiğim gonca gülü bulamasan da İstanbul'a selam ilet benden.

foksi
08-05-2006, 17:27:50 PM
HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

CAN YÜCEL

ÖZLEDİM SENİ..

özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....

CAN YÜCEL

YAPRAK DÖKÜMÜ

Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar
Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar

Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar
Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar
O çocuklar
O yapraklar
O şarabi eşkiyalar

Onlar da olmasa benim gayrı kimim var?

CAN YÜCEL

tatyanajetaime
08-05-2006, 17:32:21 PM
Sağol dostum paylaştığın için teşekkürler

foksi
08-05-2006, 17:55:53 PM
Sağol dostum paylaştığın için teşekkürler

rica ederim tatyanajetaime...
aynı zamandada özür dilerim çünkü can yücel şiirlerini zaten başka bir başlıkta topluyormuşuz...
sizlere iş çıkarttım:(

tatyanajetaime
08-05-2006, 17:59:43 PM
sorun değil dostum ben diyecektim ama seni üzmek istemedim. Teşekkürler

ELMA ÇİÇEGİ
08-05-2006, 18:15:39 PM
tama infinite bogaza mesajını haykıracagım ama cevabınıben degil o kulagına fısıldayacak

infinite
08-05-2006, 18:20:48 PM
Sen anlayışlı bir dostsun. Sağol.

pusat237
08-05-2006, 18:36:56 PM
çok güzel bir şiirdi elmaçiçeği yüreğine sağlık

ELMA ÇİÇEGİ
08-05-2006, 18:49:37 PM
sagol pusat infinite düşüncen için teşekkurler

bloodring rancher
08-05-2006, 18:50:54 PM
çok çok güsel bir şiir yüreğine sağlık yaaa..:)

ELMA ÇİÇEGİ
08-05-2006, 19:29:00 PM
sagolasın attila ilhan nın yüregine saglık allah rahmet eylesin

serenay
08-05-2006, 21:39:51 PM
çok güzel bir serzeniş paylaşımın için sağol

barca
08-05-2006, 21:46:19 PM
saol dostum guzel paylasım...

angel_s_sister
08-05-2006, 21:51:37 PM
Prof. Dr. İskender Pala nın yüreğine senin ellerine sağlık dostum :)

gulcinim
08-05-2006, 21:54:41 PM
İskender pala ne güzel yazmış öyle....Paylaştığın için tşler Gökhan..

angel_s_sister
08-05-2006, 21:56:13 PM
ustadan mükemmel bi şiir paylaştığın için sağol:)

tatyanajetaime
08-05-2006, 22:54:08 PM
Hepinize teşekkürler okuyunca insanı etkiliyor gerçektende paylaşıyım istedim sizlerle.

kimiraikkonen
09-05-2006, 03:57:41 AM
Asıl güllerin efendisi benim bitanem.... Eline saglık tatyanajetaıme...

tatyanajetaime
09-05-2006, 04:27:43 AM
Teşekkürler Kimi

booss
09-05-2006, 13:38:24 PM
İCLAL AYDIN BEĞENDİĞİM ŞİİRLERİNDEN BİRİ SİZLERLEL PAYLAŞMAK İSTEDİM


YAĞMUR

YAĞMUR Yağmur yağıyor...Mutfak camındayım...Nasıl üşüdüğümü bilemezsin.Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama...şimdi telefon açsam sana , sesini duymakta yetmiyor ki.Hep ayni cümleler.Babamlar nasıl? İlacını aldın mı?Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde.Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi.Bazen dalıp giderdin mutfakta yemek yaparken tahta kaşıkla tencerenin başında öylece.Ne düşünürdün acaba? Özlemek çok fena anne , anlamak seni daha da...Omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları.Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var.Gittikçe sanamı benziyorum ben? Ya da 'annenin kaderi kıza' dedikleri doğru mu?"baban eskitir herşeyi kızım,"demiştin bir kez.Anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim.Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.şimdi duysan bunları, ne üzülürsün mutsuz mu kızım diye, çoktan vazgeçmiş bir sesle.Mutsuz değilim de anne, yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum.Evimi topluyor ,toz alıyor,patlıcan kızartıyor,televizyon seyrediyor,akşam çalan kapıyı açıyorum.Açtığımı gören olmuyor.Pişirdiğim yeniyor da,güzel olmuş denmiyor.Çay demleniyor demleniyor , demleniyor.Kederim mutfağın her yerine yerleşiyor.Nasıl eskiyor herşey anne , nasıl eskiyor.eskilerimi atmaya kıyamıyorum.Seni çok özlüyorum.

şiir'i dinlemek isterseniz http://www.hemenpaylas.com/download/681369/03.YAGMUR.mp3.html burda dinleye bilirsiniz

canitaly
10-05-2006, 04:17:45 AM
çok güzel bir paylaşım ellrine sağlık

infinite
10-05-2006, 13:16:46 PM
Paylaşım için teşekkürler dostum. Yalnız, duygusal bölümde aşk şiirlerinin arasında bu yazı, daha doğrusu "Güllerin Efendisi" tanımlaması yanlış anlaşılabilir diye korkuyorum. Çok etkileyici ve çok içten bir yazı. Sağolasın.