Bir yarışa geç başlarsanız, geriden gelip yakalamanız, doğal olarak zordur. Zaten maksat, zoru başarmak ise, başarı sağlam bir strateji ister. Uzun soluklu yarışlarda, stratejinizi kısa vadeli kuramazsınız. Temel bir planınız, seneler sürecek çalışmalarınız için belirli ve hesaplanmış hamleleriniz olmalıdır. İşte, İngiltere’de bunu yapmış. Bilmem kaç yüz sene önce, futbol diye bir şey bulmuş, büyütmüş, geliştirmiş, üstüne bir de pazarlamış. Ondan sonra adı, “futbolun beşiği” olmuş. Senelerce beşik sallamış, büyütmüş.
Sonsuza dek yaşayacak, gün geçtikçe ilerleyecek, milyarları kendine bağlayacak bir kavram düşünün. Bu öyle bir kavram ki, üstünde dönen paradan tutun da, alınan keyfe kadar, sınırlarını sizin çizebileceğiniz bir kavram. Üstüne kitaplar yazılan, filmler çekilen, şarkılar bestelenen bir kavram. Bu kavramın adı “futbol”. Orjinali “football”, sevilmeyen adıyla, “soccer”. Sonuç olarak, herkes bir şey diyor bu merete. Fakat, herkesin ortak olduğu bir şey var, o da “keyif” unsuru. Kimi biliyor, ömrünü geçiriyor. Kimi, neden sevdiğini bilmiyor, takip ediyor. Ama herkes, illa ki bir köşesinden bağlanıyor bu kavrama, haftada bir, ya da 7 gün 24 saat.
Böyle bir yarışın galibi olamaz, çünkü sonu yok. Fakat, uzun süre galibiyeti elinde tutan, ambargo koyan ülkesi, takımı olabilir. Bugün başta İngiltere olmak üzere, belli ülkelerdir bunlar. Lig kalitesi olarak, İngiltere, İspanya, Almanya, İtalya, biraz biraz Fransa, vesaire. Ülkeler çapında bakıldığında, durum birkaç ülke dışında aynı. Brezilya, Arjantin, Portekiz vesaire burada devreye giriyor ve diğerlerine ekleniyor.. Aslında, işin en enteresan yönü de burada ortaya çıkıyor bence. Lig kalitesini yakalamış olan ülkelerin, Avrupa’nın sayılı ve önde gelen ülkeleri olması. Diğer ülkelere bakıldığında, lig kalitesine görmek mümkün değil. Ama, lig kalitesi olmayan ülkeler de, dünya futboluna damga vurmuş durumda. Bunun sebepleri de, çok fazla şaşırtıcı değil aslında.
Futbol, düşük gelirli kesimin oyunudur. Geri kalmış ülkeler olarak adlandırdığımız ülkelerde, genç nüfus fazladır. “Ya popçu ya topçu” mantığından yola çıkarsak, bu ülkelerden iyi futbolcuların çıkmasına şaşmamak gerek. Bu tip ülkelerde, çocuklar konuşmaya başlar başlamaz, top ile tanışıyor. Çünkü en masrafsız oyun. Bir adet top, iki tane taş. İşte futbol. Verdiğimiz örnekler arasında, Türkiye, maalesef ikinci kategoride yer alıyor. Kalitesiz lig, kalitesiz oyuncu. Ama neden? Neden bizim gibi ülkelerin en büyük reklamı futbolken, Türkiye’nin reklamı futbol olamıyor? “Eğitim şart, altyapı sorunları, gençlik nereye gidiyor?” falan değil bunun cevabı. Tek cevabı var, “her işimiz” gibi, bunu da yarım yamalak yapıyoruz da o yüzden. Elimize geçen şansları kullanamıyoruz.
Girişi bu kadar uzun tutmamın sebebi, birazdan anlatacağım şeyleri, mümkün mertebe yanlış anlaşılmaya neden olmadan anlatabilmek. Farkın, küçük olmadığını, arada on yılların olduğunu belirtmek. Bu gerçeği de, bir tokat gibi yüzümüze çarpan, dün akşama geri dönmek.
Sorun, ne Beşiktaş’ta, ne Hakan’da, ne Mehmet’te. Sorun, Türkiye’de. Her işe, haddi olmayan, karışmaması gereken kişi ve kurumların karışması asıl sorun. Futbolun, gelişmeye, tırmanmaya başladığı zamanlarda; bilerek ya da bilmeyerek, kasıtlı ya da farkında olmadan, tırpan atılması en büyük sorun.
Üç gol yediğimiz zaman, sokaklara döküldüğümüz yıllardan, UEFA Kupası’na, Süper Kupa’ya uzanan yollara giriyoruz. Devam ettiremiyor, kullanamıyoruz. Tıkanıp kalıyoruz. Çıta, bir adım daha ileri gitmiyor. Bunun dışında, kulüpler bazında en büyük başarımız, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynamak. Ülkeler bazında, bir adet dünya üçüncülüğü ki, şimdi o günleri mumla arıyoruz. Yani bu ne demek? Biz, başarılar aldıktan sonra, ya rehavete kapılıyoruz, ya da, yönetimimiz, kontrolümüz zayıf.
Dün alınan sonuca, kızmayın diyemem. Avrupa kupalarında, renklere inanmam. Tek rengim, kırmızı beyazdır. Ne kadar koyu bir taraftar olursam olayım, takımlarımızın iyi futbol oynamasını isterim, her vatandaşımız gibi, şüphesiz.(!) Buradan, kendimce fikrimi belirtmek istiyorum. 3-5-2 imiş,
4-3-3 imiş, bunları bırakınız. Konuşulması gereken, taktikler, adamlar değil, kurumlardır. “Türk Futbol Tarihinin kara lekesi” “Kara gece” “Felaket” “Yazıklar olsun”, bunlar geçiniz.
Öncelikle basına; “Şampiyonlar Ligi’nin rekorunu kırdık” diyorlar. Ne verdiniz ki, ne istiyorsunuz? Eyyamcılıktan, kralcılıktan başka ne yaptınız? Başarıların önünde engel olmaktan başka, taraftarların arasını bozmaktan başka ne işe yaradınız bugüne kadar? Sürekli, kaypak bir şekilde taraf tuttunuz. Sarısı, yeşili, mavisi değil konu. Kim güçlüyse emir aldınız. Yalan haber yaptınız. “Kara gece” ise, elinizde mum ile gelmediniz.
Daha sonra yöneticiler; “Düdüğünü assın!” “Paf takımla çıkarım” “Hakem dikkat etsin” tarzında demeçler verenlere. Hepsine. Ne verdiniz de neyi geriye istiyorsunuz? Başarıları olumlu kullandınız mı? Yetiştirip futbola kazandırdığınız gençlerin sayısı nedir? Kulüp yönetimi ile ilgili yaptığınız olumlu tek bir iş söyleyin. Kendinize şakşakçı toplamak için, tribünleri sattınız. Sonra, canınız sıkıldı, canavarınızı yok etmek istediniz. Önüne geçemediniz, yola beraber çıktığınız adamları sattınız. Çünkü artık, size fayda sağlamıyordu. Yanlış transferlerle, bu ülkenin tonlarca parasını harcadınız, insanları hüsrana uğrattınız.
Dün gece, İngiltere’de alınan yenilgiyi Beşiktaş değil, Türkiye almıştır. Norveç maçından önce, hesap verme gününün yaklaştığının habercisidir bu maç. Türkiye’den istediğiniz takımı koyun Anfield Road’a, daha farklı bir oyun sergilemeyecekti. Bunları yazmamın tek nedeni var. Dünkü maçı, defalarca izledim. 11 tane, kırmızı formalı insanı izledim. Anlatılamayacak duygular vardı içimde. 30 metreden ayağa atılan paslar, kafaya kesilen mükemmel ortalar. Son 5 senenin, en iyi oyununu oynadı Liverpool. Karşısında, hangi takımın olacağı önemli değildi bence. İnanılmaz bir oyundu. Oyunun hızı, oyuncuların kalitesi, çimlerinden tutun da, stadyumların kalitesi bile, farkı ortaya koyuyor.
Özetlemek gerekirse, başta söylediğim gibi, futbol, bitmeyecek bir kavram. Sonsuzluğa dek, ilerleyebilirsiniz. Ama aynı şekilde, sonsuzluğa doğru gerileyebilirsiniz. “Türkiye daha kötü olamaz canım” demeyin, olur. Çünkü bunun bir sınırı yok. Lig kalitesi, futbol kalitesi düşer, düşer, düşer. Bu böyle devam eder. Ta ki, bazı bağnazlar, bazı eyyamcılar, kralcılar, gaflet uykularından uyanana kadar. Çünkü bu düşüş, ancak yukarı çıkmakla son bulabilir. Fark ne 8, ne Gerrard, ne Ronaldinho. Fark belli, anlayana…
Saygılar, iyi haftalar.
Bu
Haber Toplam 11652 Defa Okunmuştur |