9 Mart’ta yapılacak seçimler öncesinde çok ilginç olayların geliştiği İspanya, bugün Avrupa’nın sanayi ötesi toplumları arasında kişi başına milli geliri en düşük ülkelerin başında geliyor.
Ortaçağ avrupasında bir dönemin altın zengini ülkesinin tarihi her açıdan ilginç. Yeni kıtayı keşfeder ve sömürgeleştirirler. Yerli kültünü harap ettikleri gibi sonsuz zenginliklerinin de üstüne otururlar. Sömürgelicilik tarihinin en acı bölümlerinde hep onların adı yazılıdır. Amerika’dan İspanya’ya gemilerle sonu gelmez bir altın akışı başlar. Dünyanın en zengin topraklarıdır artık İspanyol toprakları. Ancak İspanya üretmez. İspanya lüksüne düşkündür, sadece tüketir. Öyle ki, yeni kıtaya yolculuklar için gerekli gemileri bile Hollanda’dan alırlar. Sahip oldukları altını olabilecek en yanlış şekilde kullanırlar. Öyle ya, bugün bile İspanya sokakları altınla kaplıdır. Amerikan altını onları dünyanın en zengin ülkesi yaptığı gibi izleyen dönemde başlarının da belası olur. Bugün ekoomisi en kötü ve parasında on beş sıfır olan Afrika ülkelerinin bile görmediği bir enflasyon oranını görürler. Altın bolluğu ve lüks düşkünlüğü içinde sürekli tüketen ve üretmeyen bu büyük sömürge imparatorluğu yüz yıllar boyunca ekonomik krizlerle boğuşur. Askeri açıdan da işler iyi gitmez. Binbeşyüzlü yılların sonunda İngiliz donanması İspanyol armadasını yener. Çöküş başlar. Avrupa’da önemli ölçüde toprak kaybederler. Bunu taht kavgaları izler. 1800’lerle birlikte Amerika kıtasındaki sömürgelerini de birer birer kaybederler. 1. Dünya Savaşı sonunda ülke onyıllarca sürecek diktatörlük rejimi içinde bulur kendini. Bunu bask sorunu ve ETA terörü izler.
1.Dünya Savaşı sonundan 1970’lerin ikinci yarısına kadar İspanya’ya karmaşa, savaş ve istikrarsızlıklar hakim olur. Dikte rejimleri her zaman kilise ile yakın ilişki içindedir. Katolik kilisesi bu elli sene içinde siyaset üzerinde son derece etkili hale gelir.
9 Mart’ta İspanya’da seçimler yapılacak ve bu seçim öncesi ülkede ilginç bir oy kavgası yaşanıyor ve geçmişte yaşananların ışığında bu kavga göze daha da ilginç gözüküyor. Diğer taraftan yaşanan laiklik kavgası ise tüm dünyanın gözünü İspanya’ya çeviriyor.
Bir süredir iktidarkaki PSOE ( Sosyalist İşçi Partisi / Partido Socialista Obrero Español) ve muhalefetteki PP (Halk Partisi / Partido Popular) arasında özellikle ETA temelli tartışmalar yaşanıyordu. Her seçim dönemi olan alışıldık tartışmalar sürüp giderken çok ilginç bir şey oldu... Franco döneminin sonundan beri katolik kilisesinin PP ile olan yakınlığı zaten bilinen bir şeydir ancak kilise ilk defa halka yönelik bir açıklama yaparak Vatikan’ın bile uzun bir süredir yapmadığını yaptı ve direkt olarak siyasete karıştı. Bu olayla birlikte de İspanya’nın seçim süreci bütün dünyada merakla izlenir hale geldi.
Laik Avrupa için de hiç alışıldık değil yaşananlar. Kilisenin açıklaması direkt olarak iktidar partisini hedef alıyordu. Kilise açıklamasında, ETA ile görüşme masasına oturmuş bir kişiye ve onun partisine oy verilmemesi için halkı uyardı. Yani dini nüfuzunu kullanarak bir partiyi hedef gösterdi, diğer bir partiyi ise yüceltti. PSOE lideri ve başbakan José Luis Rodríguez Zapatero ise zaten yıllardır arasının gergin olduğu kiliseyi bu açıklamalardan sonra açıkça eleştirdi. Bununla da yetinmeyip, Halk Partisi ile piskoposlar arasında gizli bir anlaşma olduğunu, seçim öncesi bunun hayata geçirilerek iğrenç bir oyun oynandığını ve gizli hedefin İspanya’yı kilisenin yönetmesi olduğunu belirtti. Daha da ileri giderek Halk Partisi’ni de siyasilerin değil, kendilerine politikacı süsü vermiş piskoposların yönettiğini de sözlerine ekledi. Tüm bu suçlamalar karşısında Halk Partisi’nden aynı ölçüde karşı bir açıklama gelmezken bu suçlamalara karşılık veren yine kilisenin ta kendisi oldu. Kilise çok ağır bir açıklama yaparak başbakan Zapatero’nun üzerine sanbenito giymiş olduğunu ve piskoposları kullanarak oy kazanmaya çalıştığını belirtti. Buna karşılık olarak ise PSOE, kilise ile İspanya Devleti arasındaki tüm anlaşmaların gözden geçirileceği tehditinde bulundu. Parti sekreterliği de ETA konusuna değinerek, son yıllarda ETA ile görüşmemiş hiç bir partinin olmadığını, eğer ETA ile görüşen partilere oy verilmeyecekse oy verecek parti kalmayacağını, kilisenin desteklediği Halk Partisi’nin de ETA ile görüşmüş olduğunu söyledi.
İspanya’da son bir hafta içinde yaşananlar bunlar. Yaşananlar ilk bakışta seçim dönemlerinde yaşanan oy kavgalarını andırsa da aslında olanların sebebi çok daha derinlere uzanıyor. 1980’lere kadar dikte rejimleriyle kaynayan ve sürekli ETA tehditi altında yaşayan ispanyol halkı 2004’te ‘barış’a şans tanımayı seçti. Seçim öncesi ETA ile barış için masaya oturma ve Irak’taki ispanyol askerleri geri çağırma vaadinde bulunan Zapatero’nun PSOE’si Halk Partisi’ni yenilgiye uğratarak iktidara geldi. José María Aznar López’in aldığı yenilgi onun partiden istifasıyla sonuçlandı. Demokrasi karnesi çok zayıf olan İspanya’yı tam sekiz sene yöneten ve ülke tarihinin en sevilen başbakanı olarak kabul edilen ve yenilemez olarak görülen Aznar’ın hezimeti Halk Partisi’nin de popülerliğini önemli ölçüde azalttı. Bundan en çok acı çeken ise kilise oldu. Dört senelik dönem içinde kilise İşçi Partisi’nin yeniliklerine sürekli karşı çıktı. İlk olarak boşanmanın kolaylaştırılması, kürtajın serbest bırakılması gibi düzenlemelerle karşı karıya gelen Zapatero ile kilise, kadınlara yönelik şiddet konusunda yapılan yasal değişiklerle iyiden iyiye ters düştü. Son olarak Zapatero’nun eğitimin laikliği konusunda yaptığı düzenlemeler ise kiliseyle iktidar partisini artık birer düşman haline getirdi.
Yaşanan olayların kamuoyu yoklamalarına göre iktidar partisine bir miktar oy kazandırdığı göze çarpıyor. Yani savaştan ve terörden çok çekmiş olan İspanya halkı barışa şans vermeye devam edecek gibi gözüküyor. Bununla birlikte seçime kadar daha bir aylık bir süre var ve bu da politika için çok uzun bir süre.Ancak kesin olan bir şey var. Franco’dan sonra ülke üzerindeki etkisini ilk kez bu kadar kaybetmiş olan katolik kilisesi belki de son kurşununu attı. İlk defa bu kadar net bir şekilde bir partiyi hedef göstererek halktan o partinin yıkımını talep etti. Halkın buna nasıl tepki vereceğini göreceğiz. Kilisenin isteğine ulaşması ispanyol demokrasisine ve laikliğe zarar vermekle kalmayacak; aynı zamanda tüm Avrupa’da önemli bir etki uyandıracak. Almanya ve Fransa’da muhafazakarların başa gelmesi, İngiltere’de Tony Blair sonrası İşçi Partisi’nin yaşadığı çöküş ve muhafazakarların yükselişi, İtalya’da kurulan Prodi hükümetinin şu an çökmüş olması ve geçici bir hükümet kurma çabalarının da sonuçsuz kalması İspanya’da yaşanacak olası bir kilise zaferiyle birleşirse Avrupa’nın ve Avrupa Birliği’nin politikalarının tamamen zıt yöne doğru değişeceği çok açık. Laik Avrupa, İspanya özelinde çok önemli bir sınavdan geçiyor. Kilise ile devlet onyıllardır ilk defa bu kadar açık bir biçimde savaşıyor ve herkes 9 Mart’ta çıkacak sonucu merakla bekliyor.